BİR



Aksam iş çıkışı bir çay ocağına oturup biraz dinlenip eve geçeyim diye düşündüm. Masama ilçenin meczuplarından Ahmet abi geldi sigarasını tüttürerek. İştahlı içiyordu sigarasını,neredeyse yedi yiyecek ! Çay ısmarlayayım sana dedim,"olur" dedi,yine iştahlı. Burası güzel mi,seviyor musun burayı dedim, "heeee" diyerek cevapladı çayını yudumladıktan sonra. Merak ettim ve yaşını sordum. Bir yandan kesilmemiş tırnaklı badem parmağı ile işaret ederek bir yandan da sarhoş edalı konuşmasıyla "biir" dedi. O an durdum, çayın o yudumu sanki birisi boğazımı sıkıyormuşçasına takıldı,yutkundum onun gözlerine bakarak. O ise titremesine sebep olan tikinden olacak sağına soluna dönüyor,montunun şapkası ile oynuyor ve kendi kendine bıdırdanıyordu. Bir demek ona ne kadar kolaydı. Oysa insanlar bir'in anlamını keşfetmeden yaşayıp gidiyorlardı çoğul halde. Bir yaşında olmadığı kesin olan Ahmet abi, bilmemesinden mi yahut ruhunun bir yaşında oluşundan mı verdi bu cevabı bilinmez ama bir vakit düşünürüz. O bir'likten doğan kuvveti yaşıyordu çayının her yudumunda.

Her şey birdi ve birle açıklanabilirdi, bunu biliyorduk. Her şey bir şey olduğu için belki de tekrarı olmazdı bir şeyin.(buradaki karmaşayı bir aradayken konuşuruz diye erteliyorum! Konuşamayacağız,biliyorum). Anlam bir,anlamsızlık bir, varlık ve yokluk bir,doğum ve ölüm bir, bulmak ve kaybetmek bir,bugün ve yarın bir, dijital çağ ve kartpostal nesli bir, doğru ve istatistik bir, uçak biletleri ve otostop bir, bir çaya şeker de bir (doktorlara güvenin), sınav bir ve kaldığımız sınıf bir, çaba ve çelişki bir, Neşet Ertaş bir Jimi Hendrix bir, kanun bir eh kanunlu taksim bir, fenomen bir femen bir, yüzük bir çocuk gelin bir, luna bir yıldız bir, istanbul bir bologna bir, ahmet abi bir Einstein birdi. Bir doğan,bir kalan insan... Bir söyleyen ve bir yazan el vardı, bir kürek vardı ve bir kazma bir avuç toprağın yanında (hayatta bir baltaya sap olmak daha ağır basar).  Haa,bir de ben de vardım, değil mi.

Bir birine muhtaçtır hep. Bu anlaşılır. Çift olmak da bundan olsa gerek. Gel gör ki, bir tektir,kendidir. ( Bir ve çift kelimelerinin yan yana anılmasıyla ilgili ciddi sorunlarım var Papaz Efendi !) Çift ise klişedir. Klişe,evet, birlerin bir olarak kalmakta verdikleri uğraşın neticesi bir yerde. Bir bir şey yapar,diğer birler bunu yapmayı birlikten yapsa da yapılan iş çiftleşir. (Burada münasebetli cümle kuruyoruz kardeşim !) Mesela, tek taş, ( “ayyy bayılırım” der gibisiniz , duyuyoruz Papaz Efendiyle !) herkes tek taş sever (bu önermede sorun aile boyutunda en azından aile kurmaya meyilli olanlar için durum öyle). Bir şey yapar, iki katlar,böler ve çarpar . Çarpan etkisini devreye sokuyoruz, güvertede kimse kalmasın. Özünde var olan çaba bir araya gelme çabası bir-i-lerinde ama yerini başka birler alıyor çift halinde. Kafa karıştırıcı! Yazar bu anda soğuk camdan dışarı bakarken yarın yağacak karın beyazını düşünüyor.


Kıssadan hisse (eskiden bize çokomel veren bakkal amcaların hikayeleri böyle biterdi !) Herkes birini arıyordu kendisiyle bir olamamışken... İçimiz bir dışımız bir(!)di ama herkes birini arıyordu birine, yani bir birine bir arıyordu, bire bir aynısı uygun düş-e-mese de. Korku belki de. Yokluk. Bir olmak sıfıra yakın olmaktı halbuki, peki sıfır neydi Harezmi’yi de bir alırsak ? Biriniz kendi olsun….

KAFA dergisi - Ocak 2016

“Herkes Döner Sever”


Kalabalık bir sıcak (Ankara'ya yakışan sadece kar değil !), sokak müzisyenleri ( Senkronizasyon sorunum var benim !) Karanlıkta iki kadeh var hep biri beyaz biri kırmızı (Hepimiz fevri hareket çekeriz aslında !) , 13 tl (taksiciler bizi kazıklamasın !),okunmamış kitaplar (Hediye o bana arkadaştan,onu veremem !)  ve dergiler (En çok fanzinleri sevin!),kordon boyu deniz kokusuna nazır sabahlar (Keşke izmir’in sadece kızları güzel olsa ! ), sabahın 6’sında Alman radyosunu önüne klasik müzik ve çayla koyan 82 Darbeli amca (Pahalı zevklerin adamı olamayız !), puf yastığa ayağını koyup  her Pazar gazetesini okuyan memur bey (Pazar sendromu da hariç değil!).Şimdi, kiminize gidin kiminize çabuk geri gelin diyorum…

Hem bırakıyorum herkes döner sevsin ben Sucuk Dost sevmeye devam ediyorum.

Gelecek-
İz-

-..



Her şeyin sonu ÇÖP ! Tüketiyorum, öyleyse varım !

Filmin dediği gibi her şeyin başı suysa,sonu çöp. Yer yer dönüp okuduğum şu metni paylaşmak istedim. Link bağlıdır, tıklamak kafi....


" Çöpünü söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim "

 

Bir de şu ilk kısmını paylaştığım filme göz atınız :

 

" Trenler de Gecikir "



insan sessizlikte ve asansörlerde yaşlanmıyor
bizim için cennetten yer ayırtacak diye uğurluyorsun ölüleri
insan haksızlığı ve atların titreyişini sevmiyor
çünkü tatlı tatlı yaşlanmanın da keyfi yok
kimsenin kimseye aşkı
ortadoğu’da planları altüst etmiyor

mermisini evde unutmuş avcının şaşkınlığı
namlunun ucundaki kuşun hakikatine kader
üzülme sen en güzel yarının bir öncesisin
sen en kötü günün ta kendisisin
en güzel gün gelmeden
asla şiir sevmemelisin

sen şiir seversen uçaklar hakikate düşer
sen hepimizin yağmuru olsan seni sevmezdik
kimsenin yağmuru kimsenin sevgisine göre değil zaten

annen çaya tek şeker atardı
çayın bile çığlığını öpsün diye
yüzü yere bakan dağları gösterirdi sana
incinmiş iki çirkin haydut olurduk
misafire çam kokulu ve süslü yorganlar çıkartan
taşra kadınlarını anlatmak istemek, şiirdir

sus ve en kırgın ismini sakla herkeslerden
daha büyümeye niyetlenmemişsin
tali yolları kullanıyorsun, iyi
sana suyu hıfzetmek
bana apansız, bana gücenik belalar kaldı

yer yatağındaki tarağı erkeğin akrep sanılır
sen ki kayıp kafiyeyi arama
hasan’la hüseyin’e devam et
vefadır adı bunun
trenler gecikirse, görüşürüz


Mustafa Akar

Not: Ben de bir tren idim ve gecikmiştim çoğu kez; "buysa çok fazla" ! Bilirsiniz yurdumuzda son yıllarda her şey dakik, özellikle trenler ! Zamanlamaların da manası olmalı gitmek ve gelmek gibi ; şimdi totem yapıp bir cigara yakmalı hem öyle şairin dediği gibi "sabaha kadar yandı durdu" cinsinden değil, sırf zamanında gelsin diye trenler. Tütününüz bol olsun, ateşiniz sağlam. Tren geldi ve ak'dan kara'ya  yol olmakta, mizansen güzel;  hadi o zaman,atlayın !