Ninni / Lullaby

"Lullaby 
Was not supposed to make you cry 
I sang the words I meant 
I sang"

14 yorum:

Luna dedi ki...

bana geceleri masal anlatmayan insanlar tanıdım hep. şimdiye kadar kimse çıkmadı, 'gel sana masal anlatayım' diyecek olan.

ninniler... onlar hep fazla acıklı. sonları da mutlu değil hem.

ben, çok 'kayıp' oldum. kaybolmadım! birilerinin bulamadığı oldum. hepsi bu.

-We all want, we all yearn.
Be soft, don't be stern.

sevgiler,
luna.

alter ego dedi ki...

bu grubun i could live in hope albümünü pek beğenerek dinlerim arada. ayrı bir havası var; düşük tempo, biri diğerinden baskın çıkmayan temel birkaç enstrüman ve durgun bir vokal. dingin bir müzik grup isminin hakkını veriyor gibi :)

ne hoş bir tasadüf ki lullaby albümdeki en beğenerek dinlediğim parça.

Aylak dedi ki...

"Dünyayı bok götürüyor be,masallar mı masum kalacak" der, boşver masalları. Herkes kendi masallarını yazsın,mutlu-mutsuz. Başkalarının sözünü,sesini,masalını dinlemek bize neden sevk verirse,anlamam.

Ninni,eh artık ninni dinleyecek yaşta değilsindir diye umuyorum,Atay'dan Dandini Dasdana'yı bir oku ; ninnilere de bakışın değişir.

Bunlar başka seslerde, sen kendi sesinde bir şeyler bulmaya bak.

Saygıyla,

Aylak dedi ki...

Masal tadında, hoş, anımsamam hiç masal dinlediğimi ama öyle bir sakinlik veriyor. Tam tarifi senden gelmiş, ne ses,ne enstrumanlar yarışırmış gibi arada fırlamıyor ve kulağını rahatsız etmiyor. I could live in hope da iyidir iyidir :)

Palahniuk'un dediği gibi, sessizlik-fobik miyiz ki müziği böyle tariflerle anlatırız, ayrı severiz ;bir düşündüm de...

Luna dedi ki...

kendi sesinden bıkar insan bazen. böyle anlarda, başka seslere tutunmak ister.

iyi seçmeli o sesleri Sevgili Aylak,

yoksa daha büyük sıkkınlıklar, düş kırıklıklarına yol açabiliyorlar.

aynı, hayatın kendisi gibi.

bundan şikayetçi olmak aptallık. aptal olmadığını savunmak insanlık için; lüks. ben de insanım; en basitinden.

ninni dinleyecek yaştayım. bunu ummayan bir adamın, blogunda ninni paylaşması ise, 'çarpraşık'. :)

peki, tr'ye döndüğümde okunacaklar listeme alıyorum, teşekkürler.

Sevgi ile,
luna.

Aylak dedi ki...

Olaya çok duygusal yaklaştığın aşikar. Ben dinlemedim masal, pek eksikliğini de görmedim. Kendim yazdım ki masal sayılmazlar belki de.

Beklentileri daha gerçekçi şeylere yaparsak sanırım düş kırıklığı olmaz. Ne kadar uzaksan gerçekten bir o kadar sırçalaşır ruhun.

Bırak çarpışıklığına ben karar vereyim, ölüm var diye henüz hayattan vazgeçmedik,değil mi.

Peki,dilerim okursun.

Herkes kendi hikayesini yazar,masalını dinler ve kurgusunu yaratır.

Saygıyla,

Erdost Yüksel dedi ki...

Bizler bir masalın içerisinde çeşitli sıfatlara sahip öğeleriz. Gerçek olabiliriz, ya da gerçekleşme ihtimalimiz vardır ki işte bu ihtimali severiz...

Bu masal içinde, kimi sıfatlarını arttırmak isterken, kimi de bu sıfatlardan arınmak ister. Başka deyişle kimi çok sesli müzik ister, kimi de sadece kafasını dinlemek.

Uyumak ya da uyanmak için herhangi bir uyarıcıya ihtiyacımız yok. Her daim uyuyoruz ama "uyanık" çoğumuz.

Parçayı dinleyemeden yorumlar üzerinden bir garip yorum yaptım :D

Belki burada bana düşmez fakat bence Luna'nın söylediklerini tersinden almışsın...

Aylak dedi ki...

Tersten aldığımı pek sanmıyorum,farklı bakıyoruz sadece. Ben masala başka ses diye bakıyorum,bir yabancı diyorum , ki ben hiç masal dinlemedim. Bu gerçek. O ise yoksunluğunu dile getiriyor biraz isteyerek biraz da "oh iyi ki yok" diyerek. Ya da ben okuduğumu anlayamıyorum.Bilmem.

Hayatın masal oluşuna da karşıyım aslında, bu kurguyu biz yaratıyoruz her şey o kadar "başkasına" ait değil belki de, ne dersin ?

Uyumak zayıflık tepkisi zamanının kısıtlı olduğunu biliyorsan,uyarıcısı aslında gün gibi ortada, görmezden geliriz sadece "uyanık" kalabilirsek. Başkalarını bilmem, ben kendi kurgumu yaratma derdindeyim, bu elbette hazır kurguya dahil olmadan olmayacak, bunun gayet farkındayım.

Asıl Ninni'ye girizgahtı bu,akşama sanırım asıl Ninni'yi de paylaşırım. İyi etmişsin,burada herkes her şeyi demekte özgür, aksi-ters seslere davet kırmızı halılarla,karşı kaşıyayken daha net görürüz gerçeği, yanımızdayken profil oysa.

Diğer "words" ,"closer","try to sleep" şarkıları da dinlenilesi.

Erdost Yüksel dedi ki...

Düzenin içinde düzen karşıtı olmak işte tüm mesele bu. Farkındayım dediğin nokta, çoğu kişiden farkın aynı zamanda.

Hayatın masal oluşuna yönelik de hem kurguyu yaratıyoruz, hem de başkalarının kurgularında yer oluyoruz. Hem yazdım, hem oynadım... "Başkasına" ait olmadığı konusunda katıksız katılıyorum ki "ben bu oyunu bozarım :P"

Bir denizde iki balık,
biri aydın biri alık,
olta göründüğünde,
aydın da balık
alık da balık!

Ölüm var diye yaşamayacak değiliz'i de kabul ederek kurgunun sonunu yaptım...

İnsan kendini biraz da karşıtında da görür, değil mi?

S.Darko dedi ki...

Yorumları okuyunca sustum valla :) Ben böyle cümleler kurabilecek bi' herif değilim. Utandımm :d

Aylak dedi ki...

Nerelerdesin sen bakayım genç adam,sessiz soluksuz koyma,arada ses ver ; yok yazıldın yine ...

Aylak dedi ki...

Belki de en çok karşıtında görür, tabi olacağı ve olmaması gerkeni ; fark eden budur.

Eğer neticeye odaklıyım diyorsan,evet AuB , ya da BuA ; ben başkalarının kurgusuna dahil olmak mı kendi kurguma başkalarını dahil etmek mi diyorum. Bana kalsa, kimse dahil olmasın, ben elinde asası olanı seçer,kendim giderim peşinden. Ben bir çoban asası olmayı isterim sadece, kurgunun karakteri değil.

"İnsan kendini yalnızca insanda tanır" diyen Goethe de sanırım karşı karşıyalığı belki de karşıtlığı söylemek istemiştir. İstemediyse de biz isteriz,ne olacak :D Her şeyi onlar bilecek diye bir kural yok, çırak olmanın gereği bu minik keşifler.

Pek zevk aldım bu alışverişten Dost,sağol.

Saygıyla,

Erdost Yüksel dedi ki...

Üstadım,

Tevazu gösteremeyeceğim konular varsa bu blog dünyasında, sizinle ettiğim sohbetler ve yaptığımız yazışmalar, bu konuların en üst sıralarında olur herhalde. Goethe'nin sözü K dergi'nin de sloganıydı sanırım.

"Her şeyi onlar bilecek diye bir kural yok, çırak olmanın gereği bu minik keşifler." demeniz üzerine "Hayat Çok Karmaşık" yazımdan bir bölüm geldi aklıma;

"...“Dışlayana takar içlenir, içleyene kanar dışlanırsın” sözünün sahibi ve cisimleşmiş haliydi, sıradışıydı… Tarzı olan insanları yön ediyordu kendine. Onlara âşık olacak kadar kör değildi de aşık atmaya da bir hayli meyilli görünmekteydi. Kendi olmalıydı, sıranın dışında olmak istiyordu, sıraya kaynak yapmaya da hiç mi hiç hevesli değildi. Uygarlık inşa edecekti ki bu yüzden ilkin kendisi her türlü afete dayanabilmeliydi..."

Dönüşün mutlu etti Aylak...

Aylak dedi ki...

Benden olsa olsa çoban asa'sı olur ancak. Aylak bile değilim belki de. Bilmem. Ben hiçbir şey bilmem aslında...

K dergisinin ısrarlı takipçisiydim,arşivledim elimden geldiğince. Dergiyi her alışımda bir kez daha düşünürdüm bu söz üzerine.

Ustalar var, bilgeler var, yön olmalılar mı,bilmem. Ben kendi yönümü seçmeyi isterim hep, onlar ise gölgesinden nem,çiğ parçası alabileceğim derin kafalardır, Fakat,hatasız,eksiksiz yahut mükemmel değiller. Yani,iyilikleri abartılmadan dile getirilir,eksikleri de elbet vardır ; işte onu görebildiğimiz sürece çaylak ve çırak olacağız.

Kıvamlı bir anlatım,geri kalanını da hemen okumaya koyuluyorum.

Sağol,"Dönüşüm mutlu etti" Gregor Samsa diyesim geldi şuan :D

Hoş sohbetin,kıymetli fikirlerinle iyi ki varsın Dost,
Saygıyla,
Aylak