Demir Yolu Hikayecileri / Oğuz Atay

"Aslında geçen sürelerin kısalığı hakkında kesin bir yargıya varamıyordum.
Alışmaktan başka çarem yoktu bu duruma. Artık çok genç değildim. Hikaye
yazmaktan başka bir iş de bilmiyordum. Artık büyük şehire gidemez, kendime
yeni bir hayat kuramazdım. İstasyon dışındaki dünya ile ilişkilerimiz de
gittikçe kendiliğinden azalıyordu. Gazetelerin pahalanması ve artık trenden
başka araçlarla taşınması yüzünden önce güncel olaylarla ilişiğimizi kestik.
Sonra yeni demiryolu hattı açıldı ve ekspres haftada bir gün uğramaya başladı.
Bu benim de işime geliyordu. Artık bir çırpıda biten ve beni telaşla peşinden
koşturan kısa hikayeler yazmak istemiyordum.


Bütün gün odamdan çıkmadan yazıyordum. Yalnız bitişikteki  kunduracının gürültüsü aklımı karıştırıyordu.  Çünkü artık genç yahudi yoktu; bir süre önce
ölmüştü. Aslında ben yanıma genç kadının taşınmasını istiyordum. Ne var ki istasyon şefi, ben daha bu isteiğimi  belirtmeye fırsat bile bulamadan bir gün -bir süre önce- kunduracıyla göründü. Adam da hemen yerleşti. Bu dağ başında onun da işi bizimkinden iyi sayılmazdı. Kunduracıya genç kadının kulübesine geçmesini teklif etmeyi düşünüyordum. Bu düşüncem de sanırım çok uzun
sürmüştü. Çünkü bir gün onun kulübesine gittiğim zaman, yani ona bu teklifimi bildirmek için.. neyse biraz aklım karıştı. Fakat şöyle olmuştu: Yani genç
kadın bir süre önce gitmişti. Evet kulübesi boştu. Benim uzun hikayelerimden birini yeni bitirdiğim ve uyuyakaldığım bir gece, trene binip gitmişti. O günlerde kafam daha da karışıktı. Bu uzun hikayelerim nedense hiç satmıyordu.
Ben de haftada bir satış yaptığım için galiba biraz fazla istiyordum.


Hikayelerin de açık ve seçik olduğu söylenemezdi. Günlerimi yarı aç yarı tok
geçiriyordum. Bir gün -yani bir süre sonra- bir yolcu daha önce -bir süre
önce- kendisine satmış olduğum hikaye hakkında ağır eleştirilerde bulundu.
Sayfa numaraları da karışıktı. Ben de ona bir haftadır aç olduğumu söyledim.
Hayır söylemedim. Bunu başka bir yolcuya -bir süre sonra- söyledim. Bir süre
önceki yolcuya her şeyi bilerek yaptığımı anlatmaya çalıştım. Birçok şeyi
unutuyordum.Fakat eleştiriler konusunda hassastım. Böyle zamanlarda, bir de
çok endişelendiğim zamanlarda eski canlılığımı buluyordum. Sonra kaybediyordum
-bir süre sonra. İstasyon şefi beni atacağını, artık bir işe yaramadığımı
söylediği zamanlar endişeleniyordum mesela. Oysa, pek alıcı bulamamakla
birlikte, daha iyi hikayeler yazdığımı sanıyordum. Kundura tamircisi de
dünyada olup bitenler hakkında bir şeyler anlatıyordu. Bunların neler olduğunu
şimdi tam olarak hatırladığımı sanmıyorum. Fakat karışık ve akıl erdiremediğim
bir dünyayı anlatıyordu tamirci. Ona okumağa çalıştığım hikayelerimi de
dinlemiyordu. Oysa ben onların gittikçe ifade edilmesi güç bir açıdan gittikçe
daha büyük değer taşıdığını seziyordum. Bunu tamirciye anlatamıyordum. Çünkü
gitmişti, beni yalnız bırakmıştı. Son konuşmamızdan sonra -bir süre sonra
tabii- istasyondan ayrılmıştı.

Bu, son yazdığım hikayelerden biri. Bunun gibi daha birçok hikaye birikti.
Hikayelerimin hepsi kafamda. Hepsini çok iyi hatırlıyorum. Henüz hhepsini
yazmış olmayabilir. Şimdi bazı geceler, eski alışkanlığımla, gece yarısı
uyanıyor ve bu yeni hikayelerimi sepetime -ya da genç kadının sepetine, ya da
şimdi ölmüş bulunan genç yahudinin sepetine- özenle yerleştiriyorum,
demiryoluna çıkıyorum. Artık tren geçmiyor buradan. Son günlerde istasyon
şefini nedense ortalarda göremiyorum. İzinli olduğunu sanıyorum -çünkü
yıllardır hiç tatil yapmamıştı. Onun elbiseleri de şimdi benim üzerimde.
Giderken yerine beni bırakmış olmalı. Trenler de nedense uğramıyor. Neyse,
bunlar önemsiz ayrıntılar.

Korkuyorum, çünkü buradan gitmek istiyorum. Bakkal daha veresiyeyi
kesmedi. Fakat bu durum artık bir süre daha bile süremez. Bakklandan utandığım
için soramadım, bir zamanlar -bir süre önce- aynı çekingenlik yüzünden kundura
tamircisine de soramamıştım: Bir mektup yazmak istiyordum, ama adres
bilmiyordum. Yani hiçbir adres bilmiyordum. Bana inanmazlardı, bunun için
utanıyordum. Bana herhangi bir adres söyler misiniz? diyemezdim. Oysa herhangi
bir adres yeterliydi benim için. Bir zorluk daha vardı o zamanlar. Şimdi de
var -yani bir süre geçtiği halde- kendi adresimi de bu mektupta yazmak sorunu
beni düşündürüyor. Bu hikayemi, ekspres ya da posta treni artık -belki de
sadece belirli bir süre için- geçmediği halde, bir yolunu bularak
okuyucularıma -artık müşterim kalmadı- iletebilsem bile, nerede bulunduğumu
nasıl anlatacağım? Bu sorun da beni düşündürüyor. Ama gene de ona yazmak, hep
onun için yazmak, ona durmadan anlatmak, nerde olduğumu bildirmek istiyorum.

Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba? "






*"Korkuyu Beklerken" kitabındaki hikayelerden bir tanesinden alıntı. Linkte diğer hikayeleri ve başka yazıları da mevcut. Demem o ki, Atay "Tutunamayanlar"dan ibaret değil,bilirsiniz. Bir de  Yıldız Ecevit'in Atay'ı anlattığı kitaba göz gezdirmek gerekir. 

1 yorum:

alter ego dedi ki...

en sevdiğim hikayelerden birisidir