Yağmur asgari,zaman askerî


Yağmuru izledim,yağmuru düşündüm camda…dım dım dım… Bozuk musluktan akan o tek damla gibi rahatsız etti bir an. Geçti. Şimdi yağmur daha çoğul ,daha güzel. Bak nasıl seviyoruz kalabalığı ! Şehvetli yağmur. Zamanı düşündüm,içinde yağmur gibi yittiğim,evet,ıslatan yağmuru...hayır zamanı. Nasıl ıslatır ki zaman ? Düşündüm.Bulamadım. Bulmak için de düşünmedim zaten. Aramadım da, “aramak kayboluşun habercisi” demiştim evvelinden. Damla damla zaman düşer üstümüze,mesela,ben sabah 6 dan akşam 9 a kadar sağnak zamanda ıslanırım.Yoğun.telaş.yorgunluk. Yağmur önce çiseler,zaman da sabahları hafif hafif akar; sanki geçmek istemez. Yani yatakta kaldığım o fazladan beş dakika var ya, beş saat sayılır gibi. “Anne biraz daha uyuyayım” deme şansım yok burada. Öğlenleyin zaman hızlanır,karnı açtır; yağmurunsa yarısı dinmiştir,zamanın yarası soğumuştur. uykusu açılmış, kahve ve sigara keyfi yaptım da ondan. Nefes arası..yok yok,suni tenefüs zamanı. Bak yine zaman damladı dilime…

Öğleden sonra zaman durulur,ben yorulurum,artık ahmak ıslatan zaman başlar,kırk ikindi zamanları. Nasıl ıslattığını sordum kendime,”zamanla telepati hakkımı kullanmak istiyorum” desem.manasız. Zaman kararır.esmer zamanlar öğle sonraları.ben. Güneş-ay savaşı,dengesi aslında. kesinlikle dengesizlik bu, gerçeği söylemek gerekirse. Batan güneşin son ışığı mıdır,doğacak ayın habercisi midir.ayın habercisi olmasını yeğledim,geceyi severim. O kırmızı anların, kırmızıyla kızılın  düşkünüyüm.Zaman şarabını sunar bu anlarda,küflü peynir tadında bir tek başınalık. “Şerefineyim ben yine” der tersköşe'den dostum Ç.…

İşte yağmur şimşekle geldi,ay çıktı,artık meyimiz gece. İşte zaman yağıyor gürül gürül. Peki zamana açacak şemsiyem/iz var mı ? nasıl yani…düşündüm…Kapının ardındaki vestiyere baktım,anahtarlarımı koyduğum bakır tasa,tınnn sesi…hemen oradaki şemsiye,şemsiye yanımda, sandalyeye adayadım. Suskun şemsiye, sanki suskun şems-yine Mevlanasına..Olmadı bu. O çin atasözü geldi aklıma; ne ilkokul bir şaka. Şimdi kaçış yok zamandan. Gece biz,gece bizim…Sevgiliyiz..en sevdikleriyiz biz gecemizin.bu yağmur fena yağmur, zaman iyi zaman..yağ…yâr..üstüme… işte gecedeki bu yağmur,pırlantalara benzer, pahasız.. Ah bu zaman dilimi…Dilim mi ? Zaman pastası..Kimin payı en büyük..herkese eşit mi dağıtılır… kim keser pastamızı.. bize düşen mumunu üflemek mi sene de bir gün..bu pasta nasıl böyle kabarır, "baba"mız böyle pasta yapmayı nereden öğrendi ? sorular…cevaplar…cevapsız..sustum,kalemim kırmızı...kaydetmek için yağmuru..zamanı.. 

12’ye az kala,bal kabağı olmadan susarım,sonra tek başıma dalarım en derinlere. Yağmur yutar beni..uyutur..teşekkür ederim...zaman susturur,beynel minel geçerim zamanın içinden, zaman içimi delmeden geçsin diye..hey sen,oradaki..Sen de öyle, senin içinde geçerim ben zaman gibi,sen benden geçmeyesin diye.. geri döndüremezsin beni zaman gibi…korktum....gün de bir....dün de...bir zaman..lar..dı…"o"ysa..zamanlar…...

1-1-2013 / Giresun

Hiç yorum yok: