"Eylül"

Nefesi daralan hayatlar; altını işleyen usta bir el yahut altına ıslatmış bir çocukluk. Neden yetişkinlerin altını ıslatmaları bu kadar ayıp ve hata ? Ne yani şair " ben seninle yatağımızı ıslatabilme ihtimalini seviyorum" niye dememiş ? Hep en iyi, en ideal , hep olanların da üzerinde bir mevki - standart arzusu olsa gerek; başka açıklaması olan... Konu kapanmıştır... Titanic'de martılar....

Çarşafların ve pikelerin rengi mavi, askeri ve enerji dolu. Nefes almaksa hala güç, hala burunda hortumlar. Yan yataktaki yabancının ellerinden bir bardak su ile dolan yarım yamalak çalışan ciğerler, sevdiğin işte, gözü oksijen tüpünde. Senin burnundaki hortumların içinde akan da sevdiğnin yakmak için kullandığı tüpte duranda oksijen ; nefes al, nefes ver, nasıl da yakıcı egzersiz....

 Gogol gibi paltonu çıkardın, elin cebinde odada volta atmaya başladın. Çarşaflar mavi, nefes almak güç,h/âlâ !  "Film sonuçlarına bakalım, daha güzel şeyler söyleyeceğiz inşallah " aklında. Her zaman arkandayım teminatı işe yaramıyor bu günlerde;
"-Nasıldı bugün?
-Hep uyudu, sırtım acıyor diyor."

Sigara içiyorken düşündü sokakta, taksiler neden hep sarıydı mesela ? "Vso horosho , Kak sistra ?"  bir yandan "ya tebya skuçali Elena ? davay zabyl !" Usulsüz ellerdesin Elena, kaç kaç .. Kadınlığına doğru kaçan bir kadın, ulusu kadın, adı kadın,canı kadın lafta ; ayrımcılık kadınların kendi bütünlüğüne,nasıl da yafta...

Dere kenarında kurbağa sesleri,merhumun ruhuna Fatiha ! At kendini sahil meyhanesine, soba kenarında kedi misali hafiften demle aklını; Zeynep, Elena, annen, dayın. Bugün neyi meze yapacaksın bakalım ? Rakının mezesi bol olur ki aklını yemesin insan;öyle değil mi.Şimdi sahil kasabasında olacaktık, az mezeli bol akıllı bir rakı sofrası çekecektik, yaz gelsin.
"-En güzeli ne biliyor musun ?
-Ne?
-Kendi işin. Kendi işin gibisi yok , az da kazansan çok da kazansan kafan rahat. Al yengeyi gel buraya, bir d eiş buluruz, ev de alırız sana."

İşte köleliğe direniş uyandı rakı sofrasında. Kimseye göbek bağlama,sömürülen yanlarını bayram ettir diye açılan ucube yerlerde göbek atma ; gel sende bu sahil kasabasına, kafanı dinle, akşamları çil çil balık dökülsün sofrana,pul pul mutluluk. Şehirde bunlar olsa olsa tikko para !

Şöyle bir köy evin olsun be Yusuf. Esnaf lokantasındaki kızı unut gitsin; nefesi ol, soluk soluğa yaşa burada işte be adam. İstanbulda bok mu var ! Ya da kal orada, bak işte onca zamandır kuruyan dudaklarını farkeden bir kadın var ; ona sırt mı çevireceksin salak ! O köyde meşk mi var ! "hayat sunulmuş bir armağandır insana" be adam.

Eylül hasat mevsimi, hazan mevsimi. Pencereden içeride olmak ile dışarıda olmak zor karar ; cam ol, ikisini de gör ister yürek hep değil mi...

"-Napacaksın?
-Bilmiyorum...Namık aricam belki ..."

 vs

"-Ararsın
-Ararım"