Sen-ar/ı/yon

Öptü ve uyandım. Saat sabahın altısı. Romantizmi pek sevmesem de güne sıcak bir temastı dudakları. “ben gidiyorum” dedi; gözlerim yarı açık baktım ona. O an uykuma ve yatağıma sövdüm; kafamı kaldıramdım. Tek gözüm açık hatırladığım son sahne kapı aralığından bana bakmış olması ve benim ona boş boş bakan tek gözüm. Diğer gözüm kör.” Gitme kal” demeliydim senaryoya göre ama doğaçlama oynuyordum ben genelde; suflesiz kaldım, sustum. Gitti. Kafamı yastığa gömdüm sanırım. Sonra ya hayaliydi geri gelip öpen yanağımdan yada içimde kalan kelimelerin beynimde yarattığı hayalet. Uyudum. Uyandığımda işe çoktan geç kalmıştım, trafikse her zamanki gibi bunaltıcıydı. Yol boyu o kapı aralığından bana “kal de” der gibi bakan gözlerini düşündüm. O sanki bakkala ekmek almaya çıkıyormuşçasına gidiyordu ama içimde biraz daha uzundu bu gitme anı. Ona “ diyetine uy ve sporu da ihmal etme” demek isterdim. Romantik olmadığımı anladım bunu kendime söylediğim anda. Elveda değildi ama gitmekti işte, “gitmek gitmekti işte hepsi bu”.

Komün seyehat araçlarında daha bir hissediliyor yol üzerindeki çukurlar ,tümsekler. İçimi dışıma karıştırdı bu sabah bu araç diyerek bir de okkalı küfür ederek rahatlamaya çalışıyordum. Şimdi o gitme sahnesini yeniden yazmalıyım dedim. Sahnede eksik olan bir şeyler vardı. Neden ben yataktan kalkmamıştım,  acaba o beklemiş miydi, gözleriyle anlatmak istediği gece boyu konuştuklarımızın bir özeti miydi, öyleyse dedim, sevindim aslında; üzüldüm. Tuz şeker karışımı kadar olağan bir bulantı sardı içimi. Çoktandır tükenmiş olan bir ruhun tek başına kalması gerekirdi tüketmemek için. Dinlenmeli ve soluk almalıydı insan aklını ve yüreğini koşturduğu maceraların ardından. Nefessiz kalmıştım,susacak ve yazacak kadar nefesim kalmıştı sadece. Birbirimize sadece sömürü için geliyoruz, tüketiyoruz ; bir son nefes aralığı bırakıp gidiyoruz. Tüm insan ilişkileri bu tüketim zinciri üzerine kurulu aslında, s/özde böyle olmamalı ! Kimseye ihtiyacım yok cüretkarlığının ağır bastığı kalabalık zamanlarımdayım yine baharın etkisiyle. Hem ben kendi içimde öyle kalabalıktım ki birileri ile olduğum zamandı asıl yalnız olduğum zamanlar,bazen. Tanımlı yalnızlık adına konuşmak gerekirse ise durum tam da Uyar’ın dediği üzereydi:

Size imrenmiyorum çünki
çünki ölümsüz gibiyim yalnızlığımda
çünki yalnızlığımda öyle güzelim

Tüm günüm kafamda oturmayan ama içimin biraz da olsa el verdiği bu gitme sahnesi üzerine kurulu geçti. Sonra iş yerimdeki ego savaşları,trafik, çok bilmiş insan kütleleri. Bir makam  ve bir oda sahibi olmanın insanı neden bu kadar mutlu ettiğini anlayamadım hiç, anlamam da istenmedi çünkü senaryoda böyle yazıyordu. Her şeyi bildiğini sanan ve yersizce sohbetini çektiğim insanların oluşu etrafımda ve buna sadece BAĞ sebebiyle katlanmak kadar bir ihanet de yoktu ruhuma ama ne yapayım dedim, senaryoda böyle yazıyordu. 

Senarist tüm bunları yazarken acaba ne düşünmüştü, onun kulisi nasıldı hep merak ettim; bakkala gider gibi gitmek nasıldı ki ? Bunu ben yazdım.