Resm/î Konuştuk

Soru: resme bakınca ne hissediyorsun ?
- Bilmem,buhranıma uygun düşüyor. Mutlu ediyor bu beni. 

Soru: ilk gördüğünde ne düşündün ?
- O zaman onsekiz yaşındaydım. Antalya'da, daha sonra sürekli gitmeye başladığım kafenin duvarında görmüştüm-adı Simurg-. Adını bilmiyordum ve "fırtına" olabilirdi. Zaman gibi bir fırtına; giderek yarılaştığımız, her şeyin içinde yarım olduğu; bizden alan,aklımızdan-hafızamızdan çalan bir fırtına . Yani, yaşayarak tam olmak değil aslında zamanla olacak olan, tam geldik ve tam olanlara dokunup dokunup yarılaşacağız. Ömrün yarısı burada,diğeri nerede henüz bilmiyoruz.Deniz doğada kocaman ve tam, ama resimde denizin bir kısmı var.Zamanla her şey yarılanacak.

Soru: Hafızada tam olan bir şey yok mu acaba?
- Hafızada her şey yarım,parça parça.

Soru: O zaman asla tam olmayacak,zaman içerinde hep yarım kalacak, öyle mi ?
-Öyle tabi. Bir çok şeyi yaşıyoruz ve zamanla hafızamızda böyle eksik parçalar olarak kalıyor. Mesela, kapıdan içeri giren deniz ve gemi Dominique'ye birinin gelişini hatırlatıyor olabilir. Belki çocuğunun olduğu zamanda olabilir,kim bilir.

Soru: Eğer kendini resme koymak isteseydin, nereye koyardın ?
-Yerde kitap okuyan ben olurdum. Yada , ayakta kafamı ateşin üstünde ellerimle tutuyor olurdum, pişmiş hafıza.

Soru:Odadan çıkmak isteseydin nereden çıkardın ?
-Denizin olduğu kapıdan.

Soru: Peki,yerde okuduğun kitap ne ?
-Muhtemelen Aylak Adam,yine.

Soru: Kızın elindeki defterin ilk sayfasında yazan ilk cümle ne sence?
-Aklına geldim,sen yoktun.

Soru : Gemi ile kim geliyor ?
- Annem, çocukluğum.

Soru: Sıcak hava balonun içinde uzaklaşanlar kim ?
-Sevdiğim kadın yazarlar.

Soru: Gelmelerini istemez miydin?
-Zaten hiç gelmediler ki.

Soru: Aynaya bakınca kimi görürsün ?
-Her sabah memnuniyetsizlikle baktığım kendim.

Soru: Oradan çıkarken kitapları alır mıydın,yakıp çıkar mıydın ?
-Alırdım

Soru: Odadan çıkman gerekiyor ve üç cümle hakkın var. Yere-deftere ne yazardın ?
-Dolapta yemek var. Isıt. UNUTMA ! ("unutma" büyük harflerle)

Soru: Neden bu cümle ?
-Klasik anne hatırlatmasıdır ve unutmak-unutmamak üzerine takıntımdan.

Soru:Aynadaki fotoğraf kimin fotoğrafı olurdu? Seni tamamlayan bir kişi ya da ayanaya her baktığında görmek isteyeceğin bir kişi.
-Fotoğraf değil de, bir tablo ya da manzara gibi bir şey olurdu. Yeşil bir tepe başında ağacın altında uzanmış,kasketini yüzüne kapatmış bir adam resmi.

Soru: Odada üşür müydün ?
- Hani, ev sıcaktır ama üşürsün ya, ben de o hissi uyandırıyor bu tablo. Yani,sıcaklık kavramı dahi yarım. Küçük bir yorganın altında bir yandan bir tarafların açılırken ısınmaya çalışmak gibi sürekli gayret ve eksiklik hissi.

Soru: O ağaç ne ağacı ?
-Ardıç ağacı.
Soru: Sen o resimde olsaydın,ilk nerelerin yok olmuş olurdu ?
-Kafamın içi boş olurdu muhtemelen, aklım,kalbim ve ellerim haricinde her şey yok olabilirdi.İhtiyaçlılık duygusunun en aza indirgenmesini simgeleyecek şekilde bir görüntüm olmasını isterdim .

Soru: Peki arkadaki hilal ; akşamdan geceye geçiş mi, geceden sabaha mı ?
-Geçiş değiş, o hep var;Çocukluktan itibaren. O kaşımdaki yara izi bence. O da hilal şeklinde. İslamı düşünürsek, hilalin sürekliliği yaratıcıyı anlatır,belki. Hoş, Dominique müslüman değildi ama böyle zorlama bir mana da çıkar. Mesela, bak caminin tepesinde de var ve hep yukarı bakar; Alem adı. Yani,zaman ayrımı yok . 
Hayat desek de olur,klişe belki. Gündüz burası, gece ise diğer gidilecek yer ve ikisinde de hayat hep var. Nereden bakarsma bakayım süreklilik bence o hilal.


Hiç yorum yok: