1 Baba Mayıs


Deniz kenarına indim yine  işsiz 1 mayısta. Taşların üzerine minderler atmış bir çaycı var demişti arkadaşım. Sahil boyu biraz yürüyüp buldum, esmer adamı.

-Hoş geldin baba.
-Hoşbulduk abi, minderlerden alsak olur mu şöyle denize yakın taşlara doğru ?
-Olur baba,al al. Çay veriyim mi ?
-Ver abi

dedik ve denize doğru oturduk. Sonrasında gelen baba ve oğul ile sohbete daldı çaybı Baba. Kaç çocuğu vardı Baba çaycının acaba ?

 Çocuk sordu baba’ya,
-Muz çayı var mı ?

Baba cevap verdi : "Yok prenses,ama haftaya söz getireceğim." 

Sonra döndü çocuğun babasına,
 -Baba biliyorsun ben kışın açacaktım ama açamadım ya,yaktılar ya,çaldılar ya malzemelerimi. Ama iz üzerindeyim,kimin olduğunu ne yaptığını herkes duyacak. Ya,işler iyi gidiyor da , burası iyide büyükşehir sıkıntılı. Bi tanıdık,torpil falan bulsak iyi olacak,yoksa yol vercekler bize buradan.

Etrafa bakmaya başladım. Neden tüm kız çocukları pembe giysili, neden erkekler mavi ? Benim bir çocuğum olsa adı Deniz olurdu -kız-erkek-, o hep gözlerime sonsuzluk rengi dolduracak, renginin önemi var mıydı?  Ah bu renkler,gözlerimizdeki  en kalın perde değiller mi ?  Her şey rengini kendine saklamalı oysa,gözlerimize sunulan bu cömertlik neden ?

Dem
in
ler
dudak
paylarında.
çay ver baba

Denize işeyenlere vursun akşam güneşi, hem Orhan baba dinlemeyen bizden değildir. İşte taş üstünde minderlere oturdum,kitap okuyorum, beni bağsur görün. Ben çook yanılıyordum, mesela şuan eve gitmeli,odama kapanmalı, mor salkımlı sokaktaki mor kazaklı mor kapaklı kitaptan çıkıp gelmiş mor bluzlu kızı yazmalıydım mor renkli kalemle. Laleler de mor olsa. Yok, lale kırmızı,dünya bileğinde dönüyor, her saat başı saatine bakıyor; mesela 18:18 , uzakdoğuda biri  s(en)onunu düşünüyor.

Çay ver baba, şekersiz içerdi çayı Sadri,alışık buna. O sırada pasifik sularında rekor kırma gayretinde Amelia Earheart. Bu arada, Baba’nın çayı iyi,minder rahat. Semaver de kanayan demli 1 mayıs ve Baba günün emekçisi.



Yersiz  döküyor aklım işsiz 1 mayıs günü saçmaları:

İçim kızıl kızıl yanıyor
İçimde ayaklar koşuyor
sonra
sen
den
iz
ler
le

kızıl kanıyor şiirler
taş taş üstümde minderler
kanıyor
içim
için
e
bakı
yorsun

sigara yakıyorsun
N
    İçin
N
    İçin
çekiyorsun
bu
N
   B
      içim
kül.


dökülüyor
dum
      an
           lar
                la
tut beni
işte o
sen.


Eve geldim,tabaktaki son lokmadan alıp gitti doydun mu diye sormadan. Suskunum ben biraz.Seni anlamamı istiyorsan uzak dur benden,susarak anlıyorum; duydukların saçmalarım hep.Saçmayım ben biraz.İnan.Bak.Öyle  bak, öyle deniz ki içim,içimden baksan masmavi olursun. Çok deniz değil,hiç deniz değil...Kork gözlerinden,kirpiklerini dim dik tut . dürüst olmalı insan, korkmalı insan kendinden en çok . Ben korkuyorum kendimden.İnan.Bak.Bil. Ergülen ne demiş  :

ADAM

O şehre davrandığın gibi davran bana da
O şehre gittiğin gibi bana da git uçarak
bana da in, bana da kon ve el salla geride
bıraktığına: Elveda benim küçük adamım!
ufacıktan bir şehri nasıl adam ettinse,
Sevdinse adam gibi, beni de o şehir gibi
sev! Korkma sakın, adam etmez aşk beni,
geç benden, benim de köprülerim var,
aşkı seyret oradan, dalgın günüm geçiyor,
benim de gecelerim var, danset, eteklerin
fırdönsün, sen bana dön, bana eşlik et,
benim de sabahlarım var, uyanmaya ne saat,
ne telefon, ne kapı: bisikletin zilini
dizlerini kanatan bir deli kız çalsın yeter ki!
Benim de parklarım var, uzanıver salkımsaçak
üstüme, dalımdan tut, benim de yapraklarım var
güneşli gövdene müjde eli kulağında bahar,
benim de şiirlerim var, aşk konulu, senin
o şehri sevmene benziyor, seni sevmeye
benziyor adamakıllı serserin olana kadar

Bir şehri kıskanıyorum, benim böyle neyim var?



Hiç yorum yok: