Deli Göyneği 4



“İnsan dalgası” derler ; oysa dalgalar  öyle büyümez. İnsan dalgası öyle değildir. Her dalga sahilden bir parça kum almadan gitmez. Her gelen insan bir parça alır götürür bizden. Öyle olmadı mı . Ben yıllar önce giyindim bir vücuda. Sonra, parça parça  dağıtmadım mı kendimden birilerine. Öyle sevmek falan yok, bunu biliyorum. Alacaklı herkes, adresi şaşıranlar aldı gitti kaftanımdan paçavraları. Kafam kaldı her seferinde kendime, serimle yendim ne varsa. Birileri doğarken sıktı kafama bu saçmaları doktor .Ayrılıkları, kavuşmaları, anlamamayı bazen anlaşılmayı, sevişmeyi öyle fikirlerle dolu odalarda sabahlara kadar can ciğere karışana kadar kırmızı şarapla yıkanmışçasına sevişmeyi. Aklımı alamadı kimse. Aklımı da alsalar mıydı diye düşledim. Dualar ettim. Aklımda alınsaydı benden. En çok ondan kurtulmak istedim ve onun içindekilerden bazen. Kayıp olsam, gaip olsam. Tam yabancılık nasıl olur onu merak ediyorum şu günlerde . Yine seveceğim bir kadın mı ? Tanıştığım biri mi, taşınacağım bir yer mi , İtalya. Tanıma beni işte doktor, tanıdıkça sıradanlaşırım dedim ben sana. Tanıdın ne oldu ; ben işte karşında, etten kemikten bir suret bakınıyorum suratına manasız. Hadi doktor, aç saati, bakalım ömrümüz ne kadar .  Hem tanımak ne kadar etten kemikten. Kavramlar nasıl da insansı değil mi doktor ? Bir türlü kıvamını tutturamadık bu pastanın tadıyla kendimizi kandırırken. Uyuyamıyorum doktor. Uykusuzum. Uyumsuz. O da öyleydi mesela. Ne o uyurdu, ne de ben ; uyuşamadık işte. Gittik sonra. O gitti mesela . Ben kaldım. Ben kal demedim. Kal diyen olmadım .  “Kal ama sen kal” diyesim geldi, demedim. Tükenmişliğinim ben senin doktor, ettiğin yemine ihanetin,enjektörlerle yaydığın hastalıklar gibi, bir salgın gibi kış ortasında, her yerde,o’yum, bu’yum, insanım doktor. Hadi,çağır artık Papaz efendiyi.


Görünen etimiz, bilinç altı. Suyun yüzünde adımlıyor etimiz, bilinç altı. Suyun üstünde insanların ayak izleri,sözleri,bakışları ama kim olduklarını su saklıyor her zaman. Ben kimim, neredeyim, suyun neresindeyim. Bu iki elementli kimyasalın içinde de tek olan “O”yum ben.Şuan yatağın üzerinde uzanmış,bu yazıyı yazan ben aslında neredeyim. Evdeyim.Yalnızım.Camdan dışarı bakan gözler benim. Güneşin aydınlığını görebiliyor ve bundan kaçıyorum. Gökyüzü bir tek bana mavi değil elbet, bulutlar bana beyaz. Bu kadar doğanın arasında nerede olduğumu ve kim olduğumu bulamıyorum. Otobüslerle seyahat ederek asıl varacağım yerden daha uzağa gidiyorum,belki. Bu bilinç ve altı, ikisi arasında kalıyorum ben. Bir hayli farkında, ama çok kayıp. Sen hangi suyla yıkadın beni Papaz efendi,hangi suya kandım ben. Gideceğim buralardan yakında,bu sefer tek, aynı yerlere. İtalya ya ,Prag’a ve romansını sevmediğim Fransa’ya. Beni yıkadığın su da ne varsa, onu bulmaya gideceğim boğulmadan.

Karanlığız işte Papaz efendi, delirmemiş olanlar gözlerimi kamaştırıyor.Yanımda “sen rahat ol!” diye fiyakalı konuşmaya gayret eden , bol keseden az bilgili konuşan genç. Üniversitedeyken “DB “ ile geçebilen yegane insan o, yalanını ortaya çıkarırken hiç bozuntuya vermeyen genç.Aynı kişi. Bir saat boyunca palavrasını dinlediğim bu yabancının sesi ruhumu boğuyor. Çok konuşan insanlardan uzak durmaya çalışıyorum. Çok bildiğini, bildiğini bir tek kendisinin bildiğini sanarak konuşanlardan uzakta durmak huzur veriyor. Her bilgi hiç bilgidir evlad. Gözlüklerinin arkasında titreyen sesinde sana hatırlatmalı aslında hiç bildiğini ama gel gör ki kulakların önce kendine kapalı.Sonra hararetle iniyorum. Durak sessiz. Gecenin bu saatinde işinden dönen biri olmak, artık sokaklar Aylak papaz efendi, artık sokak lambaları,trafik işaretleri,sayısız üst geçit merdivenleri,midyeciler ve içip içip kusanlar, yol kenarındaki fahişeler ….  Ben onların arasında sabit,onlarsa hep aylak.

Karşı koltukta oturan saçları kızıl kadın. Bir kızıl saçlı kadının nasıl hüzünlü olabileceği, üzgün olabileceği fikrine alışamadım. Kim kızıl saçlı bir kadını üzer.Neden.Bunu düşündüm. Ne saçma,ama parmağımdaki yüzükten ve ona bakarak yüzümü inceleyen zekâdan daha detay olamaz. Sen saçlarını hep kızıla boya kadın, seni üzenleri ben karalarım. Görmezden geliyoruz görüp de bu dünyaya geldiklerimizi. Hata burada başlıyor. Olmayanı çok hayatımızın, dünya barışı, huzur, mutluluk en çok da “ben” yok içimizde. Birileri olmadan “biri” olmayı beceremiyor ve zamansız seviyoruz. Oysa bir kadını sevmekten daha mutsuz işlerim var benim. Şimdi zamanım yok. Benden bu kadar sonu çağır Papaz efendi. Tango yapalım ölene kadar....


Hiç yorum yok: