D/üzgünüz Ankara'da.....



Rıhtımda yürüyorum. Haberlerde para. Para sayanlar var ekranda ve yüzleri yok,sadece elleri görünüyor, kanun-kural  olsa gerek. “ Dolara FED etkisi” , “Dolar uçtu,altın çakıldı!”.  “Amerika sıcak para denen parayı artık piyasaya salmıyor, aktık geri çekiyor ”muş, duyuyorum yanından usulca geçtiğim çok-bilen orta yaşlıdan. Paranın cebimizdeki ve dilimizdeki varlığı arasında büyük fark var . Cari açık. Efektif olarak. Bu terimleri sevemedim. Bazı şeylerin varlığını konuşmak insanı yorucu ve insanlıktan uzaklaştırıyor.Büyük laf. Para bunların başında geliyor, ölüm gibi. Bugün Duru’yla ölümden konuştuk;”Evet var, ama ben o yokmuş gibi yaşıyorum ta ki biri ölümden konu açıncaya dek. Düşünmüyorum ki ölümü ! “ . Sonra yokluk. Ceren aradı ve telefonda hasret giderdik. “ölüm kokarsın hiç yoktan,eksiklik kokuyorum buram buram,hiçlik olsa keşke ama değil,yokluk kokuyorum ben,tükenmişlik kokuyorum,en kötüsü inançsızlık kokuyorum arkadaş,korkuyorum!” diyor. “Ölüm aslında hepimizin öz kokusu, tenimizde derimizde var. Bunu kapatmak için parfümler bulmuşuz belki de. Yokluk hiçlik ötesi be Cerenimo, hiç bile olamazken nasıl yok oluruz ? Tükenmişsen var olmuşsundur ; demek ki hala yokluk yok. İnanç meselesi.... Gel-gitli mevzu... Önce korkusuz ol da, inanıyorsan da inanmıyorsan da, öleceksen de korkmadan olsun; sadece bu  kısım  kötü olan bu yazdıklarında. Korkma Cerenimo korkma ! “

Kadıköy’e inince bir kitap aldım, “Karahindiba”. Genç yazar Sinan Sülün yazmış. Bir arkadaşım bahsetmişti ve o okurken kitaba göz atma şansım oldu. Aylak Adam’dan bir alıntı görünce almalıyım dedim. Ne bencil bir seçim teorisi. İş çıkışı , arkadaşlarla yemek ve sonra barlar sokağından geçerek bir mekana oturuyoruz,anglo-saxon bir ortam ; yanımda Fransızlar. Dinginim . Suskun. Yan masada bir kadın, göz torbalarının hemen altında yanağında bir ben ; kadın yalnız. Üzgün. Kızıl saçlı olmayanların üzülmesini normal buluyorum. Kadının yanına iki erkek geldi,kadın üzgün,kadın hala yalnız. İçkiler söylendi,kadın üzgün. Şarabım geldi, içiyorum,sohbet başladı . Ben dingin. Kadın üzgün.

O masadaki durgun varlığım,daha fazla rahatsız etmeden kalkıyorum. Saat 00:00 . Nedir bu Kül kedisinden kalma bal kabağı sendromu. Saat 1’de Ankara’ya yola çıkıyorum, kadın üzgün. Ankara soğuksun adamım. Kadınlar üzülecek bir şey bulurlar. Her şeye üzülürler. Bizimse her şeyimiz kadınlar. Sorgu. Gecelerimizin kadın saatleri vardır sabaha varmadan hemen önce,uyumadığımız kadın, rüyamız kadın, sevişme-me-lerimiz, yollarımız, 73 numaramız, el ele rıhtım sefalarımız, sırt sırta uyumalarımız, ayrılıklar, kavuşmalar,ülkemiz, İtalya …. En büyük yalnızlığımız kadınlar. Otobüs hareket etti, ben o masada değilim artık. Arkadaşlar muhtemel olarak benim sıkıcı varlığımdan kurtulmuş eğleniyorlar. Saat ilerledi; arkadaşlar şimdi benden konuşuyorlar belki de. Kadın çoktan masadaki bir adamla sevişti. Adam gitti. Kadın üzgün.

Bir otobüs firmasının önündeyim. Mazi tek gecelik  vuslatlar. Turuncu balkon. Kızaran yüzüm. Ben üzgünüm Lily. Ezgi gelmiş Avuturalya’dan, İstanbul görüştürmedi bizi.Sövdüm. Çok özledim ben. Çok sustum şu ara. Bir kadim dost – dünümü bugünümü tanıyan – bir cana akıtmalıyım kanımı. Burada insanları kan tutuyor. Gözlerinde güneş gözlükleri varken, ben karanlığımda yok gibiyim. Şimdi ben cam kenarında bir koltukta – 38 – bunları yazıyorum, kesik çizgiler bile hızla birleşiyorken ben İstanbul masasından kalkmak üzereyim. Masaya Ankara gelecek, yanağımda ben yok ama ben şimdi o kadın, üzgün ben. 

”Biraz daha sevgi verin bize…”


2 yorum:

Kurgu Roman dedi ki...

Bu kadınlarda hep mi üzgün Aylak Adam..Gülümseyeni yok mu ki?

Aylak dedi ki...

Kadınlar neden üzgün Kurgu ; gülümsetenleri yok mu ? diye soruyorum ben de. "hüzünlü değilim,mizacım böyle" diyen bir ahaliyiz sanırım.

Saygıyla,