S.U.S



Bir ağaç kovuğunda unuttum çocukluğumu ben,uzak bir köyde,bir elma bahçesinin tam orta yerinde. Hatta tam elma çalarken birileri geldi ve alıp götürdü benimi o köyden. Sonra deniz kıyısında bir yere geldim, denize baktım. O an beni yutacak sanmıştım,kumları alıp götürüyordu. Bir kum tanesi kadar bile değildim belki. Korkum yersiz değildi. O zaman gözlerimin ufkunda duran bu mavi zamanla ayaklarımın dibine düşmeye başladı,denizin kurbanı değil artık sahibiydim. Deniz benimdi.Benim korkmama neden olan o zaman o an neredeydi.. Zaman bir yerlerde gizli değil mi fizikçiler,gün gelecek bizi bulacak. Mesela, şu ufkun karanlık ucunda,denizin en dibinde,elimin gölgesinde yahut kitaplarda ayraç gibi duruyordur.Kim bilir.


Açıkta Amerikan gemileri doktor,neon ışıklarıyla parlayan yatlar,botlar,uçaklar,ay gökyüzünde yarım.Tam ortasından bir bıçakla kesilmiş gibi. Kendimi hatırlıyorum ona bakınca. Bugün kimseyle konuşmadım doktor,sesimi kendime sakladım,kimseler olmadan da kendimi duymalıydım eskiden olduğu gibi. Hastalığımı saklamak için çok çabaladım,ama yeter artık. Hala kimse bilmiyor, bu güzel. Bilenler yanımda değil, bu özlem. İpuçlarım bazen aleni,bu gözlem. Konuşursam "ne oldu?" diyecekler,sorular soracaklar. Herkes nasıld a yargıç, herkes nasıl da kendi ve beni görebiliyorlar dışımdan. Bense onların arasında kaybolmama telaşındayım doktor. Hadi artık günahlarımı çek kanımdan doktor. Çağır Papazı, son duamı edeyim.Bekle.Taşın kovuğunda söndüreyim sigaramı.

Baba bir çay versene. Sahilde taşın üstünde oturdum,çay demli,taş scak.karnım ağrıyor,dişim ağrıyor,keyfim ağrıyor...Yorgunum,uykum var... Taşın üzerine bir minder atıp oturdum 1 Mayıs'ın emektarı babanın çay mekanında. Açık olsun çay baba,şekersiz,tatsız,tuzsuz, şekeri azaltmalıyım. Gemiler sanki üzerime geliyor,ay oltasını sallamış beni istiyor, gel diyor, git diyor. Hep git.  Sen yarım,ben yarın diyor çocuklar pamuk şeker yerken akşamın bu saatinde.Semaveri seven geliyor çay içmeye."Usta çayın taze mi ? "Ben ustamı düşünüyorum. Susmada usta,yazmada usta,hiçlikte usta,bilmemekte usta. Ben hala çırak,anlatamadım bir türlü.

Bugün eve gelirken farklı bir yoldan yürüdüm. Hava sıcak,yol uzundu . Kendimle konuştum gündüz kıstığım sesimle ve avaz avaz bağırdım yol kenarında motor seslerine karıştırmadan kendimi. Yol üzerindeki camiide cenaze,açılan eller,edilen dualar. Ev sıcak. Haberler iç karartıcı. Evde yemek yok,şekersizim,tatsız. Bir Şebnem şarkısı açıyorum - aşk bu kadının ta kendisi- ve kadehi dolduruyorum. dolap boş uyumama yardımcı olacak bir kaç kadehlik içkiyi saymazsak.

Niye sustuğumu bir kez daha sordum kendime. Susmalıydım. Susmasam söverdim,kötü konuşurdum. Ben genelde yanımdakileri de alıştırırdım ağzımın pisliğine. Sövmeye alışırdı benimle konuşanlar. Kötüydüm işte. Hastaydım. Bulaşıcıydım. Şimdi kimseye bulaşmamalıydım, suya sabuna dokunmadan pis bir şekilde yaşamya devam etmeliydim Papaz efendi; al sana benden bir "confession" daha. Alışmaktan,alıştırmaktan ve alışkanlıklardan oldum olası -hala "ol"abildim bi bilmiyorum oysa" - korktum . Korkuma dahi alışamadım. Bağımlılıklar geliştirdim, bağlanamadım. Her yan bok kokuyorsan burnumun dibinde biten küfürleri nereye saklayacaktım. İltifatların yeri ve zamanı gelir mi Papaz efendi, ki ben iltifatları sevemedim, hep eğreti durdu üzerimde. Tutamıyorum kendimi, küfrediyorum. Sorun da bu ; kendimi tutamıyorum, kendim hep uzakta.

Annem babam sizi çok seviyorum. Teknolojik sesiniz dahi can veriyor bir kez daha. Biliyorum ki aidiyetim bitti canınızdan çıktığım zaman  ve yine biliyorum ki acılarımı kimse anlamaz sizin gibi sesimin tonundan. Ben sizin içinizden geldim ama onlar hep dışımdan bakıyorlar bana,görüp görmediklerini merak dahi etmiyorum. Hızlı yargılar yüzyılındayız Papaz efendi, anneme söyle. Annem, göğsünün altındaki benim ; babam yanağının ucundaki benim. Ah Lily,çenendeki benim. Sakallarımı yeni kestim ve terim yakıyor tenimi. Critina cevap yazdı bugün. Bologna pahalı şehirmiş. Yabancı olmanın pahası hep ağırdır Papaz efendi ve insan günahlarıyla öder bunu. Vaktiyle ucuz yaşadım oysa Macerta'da. Güller ektim Mortati bahçesine, Martiri Liberta'da yağmur altında şemsiyem siyahtı,saat 16:00'da. Şimdi bir çay bahçesinde diken misali Macerata denizin dibinde. Deniz beni yuttu şimdi. Deniz oğlum. Deniz kızım ayaklarımın dibinde. Havai fişekler atılıyor limanda bir tekneden, şatafat merakı yakışmıyor benim denizime,Marmara'ya. Kuş koysunlar botların rotalarına....

Kimi az biliyor, kimi çok soruyor, kimi çok sanıyor, kimi cehaletimi ödüllendiriyor.Az bildiğimi söylüyorum heep. Evet, hatalarım bol ve yer yer ifade etmekte iyi değilim. Bunu kötü olduğumu,eksik olduğumu bildiğim için yapıyorum diye düşünüyorum. Az bildiklerimi paylaşıyorum, az bilenler çok konuşuyorum sanıyor. Kimileri öfkeyle kapatma gayretinde cehaletini. Kabul etmek hep zor Papaz efendi. Hep yarımlarımı paylaşıyorum, tam olmak için değil. Asla. Böyle olmayı sevdiğimi s/öve s/öve söylüyorum. Papaz efendi hadi bir çay daha içelim, şaraba yeğdir bu akşam bu semaverde kaynattığımız sohbet. Bu deniz. Bu ay,yarım. Bu ben dömi-sek. 

Seni kimse körmüyor Papaz efendi biliyor musun, doktor,sen ve Lily biliyor sohbetlerimizi. Yolda yürüyen şişman kadınlar, köşeye sinmiş kedi,çekirdek çitleyen çift,yol ortasında sevişgen sarılan yirmili yaşlarda bir çift. Kadını mı seviyoruz, kadınlığını mı Papaz efendi. İnsan olmakla , insanlık arasındaki bağa bakmak gerekir. Eve yürüyorum,yorgunum. Ayaklarım ağrıyor yürümekten ve damarlar morarmış. Fazla yükleniyorum kendime. Yarın iş görüşmem var. Gitmem gerekir Papaz efendi. Bologna'da yabancı olmanın pahasına yenilmemem gerekiyor. Formaliteleri sevmiyorum . Daha az kağıt israfı gerekir, daha fazla sevgi. Hadi bize biraz daha sevgi ver Papaz efendi, doldur kadehi......



Hiç yorum yok: