h/içlenme....

Gitmek,hep,gitmek. Nasıl olacağını,kime gideceğini, yada gidip ne yapacağını bilmeden, bilmeden bilmediklerime gitmek. Yan koltukta oturan yabancıya sohbet etmek istemediğimi söylesin birileri. Başka sesleri bertaraf ederek yada tam da bunun için tüm seslerden koşar adım sessizlik için gitmek…Taraf olmak değil, bertaraf olmak..Etken,edilgen… "Evet siz hepiniz böylesiniz,gidersiniz" diyenlere rağmen, belki de en çok onlara inat gitmek,sırf inansınlar diye teori pratik kardeşliğine…Düşmemek çileye şüpheye kuşkuya umutsuzluğa görünmeden bir çukura dalmadan çamura bulanıp suya karışıp biraz korkarak biraz cesurca öyle hep gitmek.... Annem beni uğurlamıştı ağlayarak, annem beni bırakırken hep ağlardı zaten Papaz efendi, üstüm hep ıslak bundan. Ter değil bir sevişmede alnımdan akan aslında yahu ben değilim bir kadının sevdiği,o bir anne yüreği. Ah çeker ahtapotlar, kelebekler kanat açar , anne ağlamanın zamanı değil, gitmem gerek…

Süreya’ya ;

Yolculuklar uzun
Kuşların uçamayacağı kadar

Elimde işkembe
Biraz İzmir midyesi
Ambulanslar her yerde eş zamanlı geçer doğan bebeklerle
Arap kızı camda beni bekler
Vay hain
Bütün şarabı tek başına içmiş….

Bu arada
Yanımdaki yabancı : “uyan”
Mavi gözlü : “uyan lan ! “




Haydarpaşanın şimdiden yıkık ruhu, ona vuran akşam güneşinin kırgınlığı şahidim olsun ki Doktor, yapamıyorum, olmuyor, Papazla da konuştum. Günaha girdim,pilavdan döndüm, günahtan çıkarttı, ama içimi çekip alamazdı ya.Bu bendeki gitme telaşı, beni seçimlere zorlayan beşeri özlemler “ya şimdi ya asla” diyen her şey, herkes , herkez. Seni yoran soğutan da bu tercihler alemi, korkarım çıkmamışken kırkım dünyamın rahminde. Tercih yaptıranla daha suçlu tercihi kötüden yana yapanlardan. Ben günah işlemedim, günah hep var etrafımda, baksana suriye'de bir meydanda  çocuklar ağlıyor ! Olmuyor doktor olmuyor, ne şarap ne yatakta boylu boyunca uzanan kızıl elma yiyen bir düş çare değil durmaya. Nefsi müdafa derken beni öldüren intihara sürükleyen naif ruhların katkısı sağ olsun. Ben kimse yokken de vardım ama ben olmadan olmayacak olanlar da az değil hani.

Haydarpaşanın yirmibirinci yüzyıl mimarisina isyanı şahidim olsun ki doktor, tutup atmak geliyor içimi, içine marmara'nın ama yük gemileri ezer, mazot kokusu boğar diye korkuyorum. Hem, Süreya neden hiç gitme şiiri yazmamış bana, adından giden bir harfin yüzü suyu hürmetine. Beşiktaş'ta dilek balonları yakıyorum diliyorum, doğum günümde doğmayı diliyorum meymenetsiz suratımla toprak gibi karışırken bir avuç başka toprağa. Benim intiharım bu, benim toprak olmaktan anladığım bu. Bu sizin vicdanınızı rahatlatmak,katlettiğinizi diriltmek için evlerinizde saksılarda sakladığınız toprağın , hani o arada bir damla suyla köklerini öptüğünüz güllerin saplanıp kaldığı toprağın, topraklığı değil hani.  Haydarpaşanın sessiz çığlığında tango müzikleri eşliğinde ilk trene atlayıp demirden korkmadığımı göstere göstere gitmek memeleri gel diyen yağmur damlalarına , işte bir avuç toprak gibi.


Duvar saatleriniz tik tak seslerinde sağır olmak nasip olsun ki Doktor, gün boyu evdeydim, belimin ağrısı tuttu yine. Asgari zamanlardan kalma bir ağrı, vücudumun sol tarafı komple ağrıyor. Ellerim,kafam,sol gözüm, sol ayağım. Felç olacağım diyerek kendimi yatağa attım,korkmadım. Hazırladım kendimi yatağıma,elimi kalbime koydum, Allahtan o iyi. Ulaşılmak istemedim , duymak istemedim, duyulmak istemedim. Telefonlara bakmadım.Kapıyı kapadım. Yalan söyledim herkese. Evdeydim,ağrım fazlaydı,sadece uyudum,uyandım,uzaklaştım,ağrı kesicilere muhtaç oldum bugün. Bel ağrısı kötü şeymiş be doktor, gidememekten de kötüymüş. İçtiğim kahvenin köpüğünden denizin tuzlu suyuna kadar kaybolmak niyetindeyim. Hipokrat’a bir sorsan, acep mümkün müdür ?

Sezen Cumhur sakalları şahidim olsun ki Doktor, sırtımı dönünce diken olup batıyor ay ışığı. Sol göğsüme bir dövme yaptırdım bugün,adımın şavkı ile gitmelere adanmış "hilal gibi bir kızcağız " ! Sen de biraz fahişesin Doktor, dert senin deva senin , keyif senin sefa senin köftehor seni ! Ayrıca, bundan kelli ne yaparsam kendim yaparım , hayaller emanet edilmez. Öğrendim. Ne yaparsam kendim yaparmışım , ne adımı ne mahlasımı emanet edemezmişim.

Burnumu kazağıma silmek nasip olmasın ki Papaz efendi,yerimin yurdumun neresi olduğunu anlayamadım. Bu senin karşında oturduğum tahta iskemle mi, perdelerini kapalı tuttuğum evim mi, yürümekten bıkmadığım yollar mı petrol kokulu, usulsüzce seviştiğim yüzüme bile bakmayan bir can mı yeşil diyarlarda.... Bu aitlik meselesine sen ne diyorsun ? Bu kendini kandırış, kandırılmamış göz yaşları, bu buz gibi uyanışlar bir kadının koynunda, bu aldanış,nevresimlere uzattığım titrek adımlarım, esmer derim, sivri dilim, yanımdakileri unutup dalıp gidiveren gözlerim.Yalan söylersen belediye seçimlerinde başkan olasın inşallah, Kadıköy rıhtımında beş liraya satılan güllerin dikeninin gazabı üzerine olsun. Ha gayret güzelim,gayret diye diye kaçmak, ne de olsa insan birbirinin devamıdır ve sen aslında hala eskiyi seversin biriyle sevişirken bile,baksana gözlerin kapalı,yüzümü görmek istemezmiş gibi ! Dila hanımın namlusuna gelesin, zeybek atasın, benle, ölesin Vesper.



Ah şu kahve köpüğü zehrimar olsun ki kavşaklar dar geliyor , bir araya gelemiyorum kimseyle.Bu sıfır, etkisiz halim, lan şu Amerikan gemileri alıp götürsün beni abdestsiz kapitalist diyarlara. İçimde köpürüp söndürüyorum sevgiyi ve en çok da ondan kaçıyorum, tutamıyorum kanatlarından. Günlükler, mektuplar saklıyorum yatağımın altında ama susuyorum, ayaklarım yorgun, bu koşuşturma yoruyor beni. Çay diyarlarında koşmuşum içim hep yamaç. Telaşlıyım,korkak,ürkek,huzursuz. Kalemin mürekkebine benziyor tenim,tenimse asit, yastıklarda iz bırakmaktan öte faydası olmayan, seyrek saçlarımın sakladığı kafam darmadağın. Biliyorum.  Kaçıyorum Papaz efendi, sevgimden,sevenimden en çok da sevgiden kaçıyorum,beşeri ve sanırım erkekliğin yüzde doksanı kaçmak öğretisine uyuyorum.Sence affedilir miyim ?


Kitapçıların ıssız raflarında kalmış dergilerin sessizliği şahidim olsun ki doktor, çekemiyorum insanları, ne yürekte, ne usta ! Sahtelikler. Personalar işportada ! Ağdalı kelimelerini akıllarımıza süren, beylik laflarla elinde kırbaçlarıyla yanlarımızda gezinenler …. Hepimiz aynıyız… Biz bir birimizin devamıyız, bu benim değil, bir başkasının ağrısı kalbindeki….  bu şehrin karnındaki çocuk ben değilim … ben sana tapmam…. Sağ kaşım yarılsın ki…



Anayasanın bilmem kaç numaralı maddesinin bilmem kaç numaralı bendinin bilmem kaç numaralı bilmem nesinden serbest kalmamak nasip olmasın ki Doktor, saygımı yitiriyorum. Sevmesem de kedileri ezen şoförlere,kuşlara,kendime..Geri dönüşümü var mı bunun… Ah "üvercinka" ! Ah Cemal abi ,ah be güzel abim, bir sağlam gitmek yazsaydın ya !

2 yorum:

Maviye iz süren dedi ki...

yine okuyacağım

Aylak dedi ki...

Okuyunuz.Tebessüm.

Saygıyla,