i.ç.i.m


Gördüm, insanlar gördüm etrafımda,aç,mutsuz,yorgun ve yalnız. Yalnız olmadığımı hatırladım. Sahile oturdum , bir çay söyledim . Her zamanki gibi soğutarak içtim çayı. Bir dergi almıştım , insanları okudum, insanlara okudum. Galata kulesinin eteğinde bağıra bağıra “freedom to think” yazılı tabelasının önünde kitap okuyan seyrek sakallı o genç gibi.Düşündüm, öyle var olmak,  kanıt bulmak için değil ; kendime kanaat etmek,yok olmak için düşündüm karşımda bir kızın sol gözü seğrirken. O gözlerden düşen yağmur tanelerini düşündüm. Kırmızı düşündüm, tüm bunları düşünürken kıpkırmızı kesilen kırmızıyı düşündüm. Öyle franchising,sexapel değil. Algılarımla oynamadan, aklımı yerinden oynatmadan, suya sabuna dokuna dokuna fırçalarla spatularla içimi yara yara ,bu kanlı bir tabloyu andıran hayatı, kıpkırmızı düşündüm. Saflığı rugan ayakkabılarıyla çok uzağa gitmeye meyletmiş bu rengi düşündüm. Şeffaf,saydam olmayı bir çocuk gibi süte gebe ve düşünürken bembeyaz olmuştum.

Sonra kafamda okul sıraları canlandı; dersleri düşündüm. Tarih, edebiyat, felsefe ve psikoloji. En çok da felsefe. Derken Freud fırladı aklımın dibinden, ben buradayım diyordu bu annesinden erken koparılmış psikolojinin küçük emrah'ı. Acıyarak baktım ona ! Psikanaliz bağırdı oradan tam da bir kızın rüyasını dinlerken. Sakin ol Goldie, bizi burada kimse bulamaz. Lacan, Jung.. Watson bu dünya Goldie ! Oedipus fırladı yerinden Freuda sövdü ana avrat - "Seni aşşalık pislik" . Jungla rüya gören kız sohbet etmeye başladı. Rüyalar unutma mekanizmasıdır dedi Jung, unutmak için gördün o rüyayı. Kız rüyasında anne babasının ölümünü görmüştü. Sakin ol Goldie, bizi burada ölüm bile bulabilir ama sakin ol !

Tam kırmızıyı düşünüyordum, başka bir renk fırladı ,Eflatun. Eflatun beni dinle ey fani ressam dedi, sen ebru yaparken neden beni düşünmezsin. İnce belli bardaklarda çaylarımızla Eflatunla sohbet ettik. Yanımdan geçen beyinlerse mosmor olmuştu. Dünya ölmüştü de gömmemişlerdi sanki. Can dostu Ay güneşin yanına koymuştu soğusun diye dünyayı. Eflatun konuştu mesele morlaştı, çayın içindeki tavşan kanı oranı yüzde beş azaltıldı, daha sonra çaya Eflatun katıldı. Son karışımda çayın rengindeki tavşan kanı oranı eflatun oranından kaç fazladır'ı hesaplamaktan düşünemez olurken  talebeler sınavlarda.

Masadan koşarak kalktım. Lacan tuttu kolumdan,filme geç kalıyorum bırak dedim. Otur bir duble at,boş ver filmi dedi. Sessizce dinle beni dedi, ben farklıyım, LAN BIRAK BU AYAKLARI diyecektim ki ayağına baktım pabuçları eskimiş baş parmağı görünüyordu. Film SESSİZLİK, Bergman beni çağırır dedim. Bırak şu hızlı resimleri dedi an’ı yakalayamazsın, hayatı kovalasan da boş ve film dedikleri bu yakalayamamanın acısından yapılmış kuyruklardır akıllarda.

Tam o sırada sokakta domates biber patlıcan sesi duyulmadı  Barış abinin şarkısındaki gibi, acı bir fren sesi ve fren sesleri neden hep acı diye betimlenir diye düşündüm. Dikkatsiz şoför bir fare, bir kediyi ezdi, “ la kan tutar beni,bakmayayım la” dedim ; Lacan gel gel bakalım yardım edelim dedi. “ Oğlum git, işin gücün yok mu senin, git bi-sik-analiz et ! . Söver gibi kaçtım oradan çünkü kan kirli kırmızıydı ; doğarken tertemiz yüklenirdi vücudlarımıza oysa,yaşanılan bir aşk bir ayrılık bir ihanet bir yalan kanı karartırdı.net.


Kadıköy'de vapurlar inceden köpüklendiriyordu denizi, içesim geldi. Bu ayda deniz içilir mi, olmaz dedim. İçimdeki bu ç/aylak cümleler durmadı. Deniz köpürdükçe ben susadım,baş ağrım tuttu yine. Su içtim baloncuklar çıktı ağzımdan , “bık bık “ diye patlattım onları. Tebessüm. Biri çitilese " mintaxla canım mintaxla !" Sonra THY'ye falan bağışlasalar derimi ama ayakkabı yapmasalar, çanta olsam. İçimde niceleri saklasa değerlilerini. Çok diledim çok dilek, “kaybetmek için erken sevmek için çok geçti” bu yüzden "ben her gece gizli gizli ağlamazsam uyumamam". İşte bu kadar doktor.

B      İ      R      G       Ü       N        S      O      N       R       A 

Çimlerin üstüne oturdum, bardakla çekirdek aldım moda da modaydı bu çocukluk alışveriş usulu. Yerlere çöp atmayınız ! Müzikler dinledim,şarap içtim, şaraptı içim, sarhoş olmasın diye içim, içiniz. Aya baktım,denize vuran şavkta adımı buldum,ışıksız yıldız var mı diye soran o beyaz yakalı gevşek sohbetli adamı düşündüm.Tebessüm. Çim tanrısı çıkıverdi oradan, yem yeşil, tam da çimlere dokunduktan sonra. Cin gibi. Derken çimlerin arasından Osiris çıka geldi, ah zavallı aşık, başındaki ka'at tüğünü koydu çimlere, tebessüm etti cilveli cilveli, şarabı yarıladık beraber.


Çantadaki dergiden birden ince bıyığıyla Süreya çıkageldi, “ağlayacak kıvama geldin sen,çünkü çok susuyorsun, bu doğru” dedi ve başladık ağlamaya şarkılarla,yanımdakiler görmedi. Başka alemdeydiler, ben görünmezdim öyle kolay kolay, kulak verirdim sözlerine ama sır vermezdim. Süreya anlattı ben ağladım, ben ağladım o anladı. Onun yedi yaşında yitirdiği, benim yedi yaşında bulduğum annelerimize ağladık. O yokluğunu anlattı annesinin, bense varlığını anlayamadığımı söyledim yokluğunu hatırlamadığımdan , sustum. Bizi önce doğurup sonra öpmeden tuzlamadan kaçıp giden kadınlara ağladık. İkimizi de iyi tuzlamamışlardı işte, annelerimiz gibi kokuyorduk. Şarap şişede çoğaldı, gözyaşının bereketi midir nedir dedik, içtik. Aynen böyle söyle Papaz efendi, biz Süreya ile oturup ağladık dün akşam. Hayatlarımızda yedi yılın anısı üzerine felsefe yaptık; ama tüm konuştuklarımızı toplasan bir Anne yapmazdı...

Süreya ustaydı işte, hemen bir dörtlük döşedi,aklımı aldı benden yine. Bense sustum. Ben ustama susardım hep. Çirkin bir kargadaydım ve benden bekleneni yapmak gerekirdi. Aklıma usta’ca yazılmış bir mesaj geldi bugün okumuştum. Amatörceydi ama usta’ca girişim olmuş. İnsanoğlu nelere gerek duyuyor dedim,tebessüm. Süreya dedi, kadınlar entrikalıdır evlad, sözlerine yakın dur gözlerindense görmek için onları dedi. Sustum.Artık hep susacağım. Simurg hikayesi geldi aklıma ve anladım ki ustalık çırak olmaktaydı, bense henüz çıraydım. Çok yanmak gerekirdi birilerinin kafama sıktığı saçmaların sıcağında….K….. Kal demeli insan.... 

Ben beşerim Papaz efendi; koklar,tadar,duyarım, dokunurum,görürüm. Sanma ki bir yolum vardır giderim dümdüz .Ben bu beş erimle olsa olsa susarım. Sana geldim sanma yani, ben beşerim,işte arada böyle şaşarım. Hadi tütün saralım Virginia'dan....






Dinle dibine kadar :

video

2 yorum:

Maviye iz süren dedi ki...

Yazınızı okudum benzetmeleriniz ve akıcı üslubunuz çok iyiydi.
diğer sayfaları da keyifle okudum:)
selamlar.

Aylak dedi ki...

Selam olsun ; ilgiye şûkran. Mamafih, mübalağa ifadelere bulaşmadan. (Bkz: Blog adı)

Saygıyla,