Yollarda bulurum kendimi

*Rock'n Coke'ta eğlenip Suriye ile savaşa hayır diyenlere selam olsun. Konsere fon sağlayan petrol "gansta"larını da  düşünün arada, olur mu....

*Arkadaşım cömert:"İstanbul'un beklemesi gereken bir adamsın" ; sürrealist dostum benim !

İSTANBUL

Otogarda köşede tahta bir masada oturup belki de son çayımı içiyorum istanbul sen soğuk soğuk eserken etrafımda, etrafında masadaki tuzluğun metli gibi esenler ! Bir de "abi ortama aktık,koptuk diyen" ikili ! İçlendim İstanbul,yok lan, senden gidiyorum diye değil, gitmek için gelmiştim zaten. Hemen kendini nimetten sayma ! Göçmenim ben, yörürüm hep ; sana değil sona doğru !

Ben senin koynuna alıp seviştiğin sıradan bir adamım istanbul,sen geceleri içerdin, saat üç'ü vurdu mu aklına gelirdim,canın çekerdi beni, arardın. Bir fahişe gibi koynuma aldım gözlerine bile bakmadığın bir adam olarak. Sen dışımı, sen etimi sevdin lan, sen adımlarımı sevdin.Ben de senin içine inmedim hiç istanbul; hep azdım ben, hep yetmedin sen. Şimdi telefonun ucunda bir yabancı sesim ben, şimdi telefonla dahi konuşmayacağım dudakların sahibisin sen. "Çocuk, her vedanın ardında bekleyeni vardır kimsenin bilmediği..TIK.." 

Fotoğraflarını çekmedim,onca zaman buradayım oysa ! Hep iç çektim,içinde içimi açamadığın için,ve içimi açmadım kimseye içimi içer diye yerken korkum içimi. Şimdi tahta bir tabure götümü acıtırken ben senin kuyruğuna basıp gidiyorum, senin nazarında, gelip geçici-gidici bir adam olarak. Eh biraz kuyuk acısıyla, biraz buruk yürekle - ama korkma , çok sürmez,çabuk düzelirsin; hem sen ben değilsin - bırakıp gidiyorum.

"-bıdı bıdı çekirgeeeeeee......"

Aylardır diyorum ya İstanbul, yabancı olmaya gidiyorum. Çünkü ben sana geldim ve tanıdın beni , hemen sevdin tenimden ağrı. Ben seni sevemedim , tanımadım hiç sarhoş zamanlarım hariç. Keşke gerçek olsaydı da "laleliden dünyaya giden bir tramvay"a biniverseydim, uçup gidiverseydim göğsünden.Sol. Bu arada, göğüslerin bereketli İstanbul, itiraf etmeliyim. Ekmek parası kadar, pek sevgili dostlar kadar ve "one night stand"lerden sonra "one more cup of coffee"ler hatrına...

Özümde sözümde hep yabancıydım ama olmadı.Yapamadım. Şimdi başka diyarlara, Mersault olmaya gidiyorum. Burada adım Aylak, adımlarım Mehmet, nefesim Hasan,Ali,Ahmet, ekmeğim Süleyman, yüreğim "ayşe-fatma,hayriye, haydi çifte telliyeeeee...."

Üzülme ve ağla arkamdan ağır ağır kadın; güzel İstanbul. Olmazdık, olmadık, olduramadık seninle ben. Affet ! Ben seni affettim ! Sen yüzüme nefret okuduğunda. Şimdi, "çevir kazı yanmasın aman kız uyanmasıııınnnnn...."

Sarı çakmak,harbi, gözlerinin rengini dahi bilmiyorum İstanbul, ne garip değil mi istanbul ? Sahi benim gözlerim ne renk ? Kaşımdaki yarayı öp isterdim ama olmadı. Sen kaybettin, ben hep kayıptım.
Bulma beni.
Vur.
Elveda....


Eylül Dokuz Doğuruyordu 2013 /01:00

İZMİR


Açıkta yüzen bir çift martı ve bir taka şimdi Akdeniz,kordon bağıyla tutkunum,tutuklunum,kurtuluşu kutlanan  İzmir kucağına uzanmış. Şöyle, en içli köşene kurulmuşum, bir çaya dem koymuşum, içimi seninle doldurmuşum,dostu düşmanı da unutmuşum ; oh olsun !


Tüm gün sırtımda çanta ile adımladım ....

Akşama, Blogger Yazı Karakteri (TIK) dostum,sohbeti, çimenlerde "çiğdem"li fikir teatisi, sonrası biraz midye, biraz malt ! Daha gidecek çok yol var, uçak bileti, otobüs asfaltta, garson Gurbet, uçacak çok kuş var uçacak, leylek ley, leylek leyyy...


Dokuz köyden kovulan Eylül 2013 


Ertesi gün yollar yine asfalt, hep değişecek umudu içimde. Sırtımda kambur.Hayır Kanbur. Oldu canım, tanbur..Hayır tambur.... Akşama, birer türk kahvesi, üstüne Girit mutfağı, bir zeytin ağacı eksik gölgesine oturulacak. Sohbet Girit, rakı Girit ev yapımı, kalamar şaha gelmiş. Ahtapot turşusu da yenirmiş. Hem, çitlenbik ağacından turşu da olurmuş. Biber güzellemesi aslında acı değilmiş iç anadolu ile Girit'i birbirine bağlayan ezgiler eşliğinde. Buyurun,nefasetle tadın : 




Bir de "Tarihin öbür tarafınındayım" "çok ilginç.çok çok ilginç" tekrarlarıyla bir muhabbetdaş daha. Ah Özlemaki (TIK), insan bir saatte ne sofralar kurarmış öyle, "konusunda uzman blogger" seni .Yüreği büyük, yüreği anne , "orientalist". Tebessüm. Müzikler şaha kalktı şaşırttı, tarih sohbeti ayrı güzel. Üstüne bir de, Girit'in kendi bayrağının oluşunu öğrenmiş olmak, yaşayan,yaşatılan bilgi. Yoğun empati. 




Sınırsız lezzet ama sınırlı saatler. Olsun. Teşekkürü borç biliriz b/öylesi bir "deli sofrası" için. "Uzo da neymiş, türk rakısı neymiş, gazoz gibi be onlar!"   Bu şarkıda olsun mu ? Olsun.


On/lar yanlış biliyor Eylül'ü 2013




Giresun'da askeri zamanlar vardı, dejavular nizami, mektuplar saklı, daha niceleri yazılasıydı oysa... Gün ağarmaktaydı, ön koltuk boştu..

On iki Sabah Eylül

Gün bu sefer mazi ile batıyordu içime içime ve Trabzon'da camdan dışarı süzdüğüm aslında koca bir mazi. Hamsiler sizin olsun, burası diken dolu. Her şeyim "portable" ; " tam seyyah gibisin baba" dedi bir başka sürrealist hamsi dostu dost.

On iki Devrim Akşamı Eylül

4 yorum:

şiirdenadam dedi ki...

denizden yanadır derinliğimiz, denizden olmalıyız
arkamızda en yeşilinden bir karadeniz olsa fena mı olur

Aylak dedi ki...

Olur elbet üstad; olur. Adı kara, bahtı kara denizlerin.

alter ego dedi ki...

tanıştığımız iyi oldu, memnun oldum. izmir'e tekrar yolun düşerse haberim olsun. işlerinin rast gitmesi dileğimle, sevgiler...

Aylak dedi ki...

Alter'im, Egom ; saygıyla ;

Uzaklardan selam etsem duyar mısın.