İthal yanın deli gömlekleri

Telefonu bilgisayarı hatta ışıkları kapatıp mutfağa koştum , kafam deli gibi ağrıyordu,kusacaktım,içim soğudu o an her şeyden ve herkesten. NEDEN ? Neden diye sordum. Tek veya ikili dünyalarında huzuru barındıramayanların dünya sorunlarıyla bile ilgileniyor olması garip değil mi ? Mandela öldü mü ! HAYIR ! Olamaz. Daha dün gittim bir sığınma evine oysa, orada gördüm Mandela'nın ruhunu ; hayır ! Canı sıkılan Tanrı'ya çatıyor ve onu öldürmek istiyordu hatta bugün okumuştum bir yerde yine çiğ bir akıl tanrıyı öldürdüğünü söylüyordu. Tanrı yaşıyor  muydu bilmem ama Nelson öldüyse O da ölsündü ! 

Neyse dedim, sakinleşmeye çalıştım. Neler diyordum ben böyle. Ocağa kahve koydum,sonra bugün aldığım traş makinasını paketinden çıkardım, dışındaki poşetteki kabarcıkları da ihmal etmedim, eee 81-86 arası doğan efsanevi neslin adamıydım  ; hakkımdı böyle oyunlar,misketler ve Cin Ali kitapları. Masaya oturdum ve anlamadığım dilde yazılmış olan (çince) kullanım klavuzuna baktım, resimlere baktım, rakamlara baktım, anladığım tek şey onlardı işte. İnsan da hep anladığı yerden bakardı olaylara,bazen onlara" kesin traşı" diyesim gelirdi. Kahvenin altını iyice kıstım ve doğru banyoya koştum. Makinayı deli gibi daldırdım önce uzayan  sakallarıma sonra saçlarıma. Günlerdir başımı delen ağrı saç diplerimden geçip giderdi belki de, hem biraz hava alsın istedim buraya kış gelmiş olmasına aldırmadan. Seyrek saç diplerimde birikmiş sinirleri görebiliyordum. Beynim izin versem kafa tasımdan fırlayacaktı. Yazık dedim kendime ! Biz bir nesil olarak uyum sağlayamadık bir şeylere; birilerine.  Sakallarımı keserken dünkü konseri ve sığınma evini düşündüm. Söylemiş miydim, Habib ile tanıştım orada, türk olduğumu duyunca "bir mumdur iki mumdur" diyerek şarkı söylemeye başladı gözlerinin etrafı kırışmış defter yaprakları gibi olan Habib. Tebessüm. 




Kocaman , hangar gibi bir salondu ve içerisi bir hayli soğuktu.Duvarda bir sürü yazı,slogan ve bayrak işlemeleri vardı. Elli kişi burayı "occupy" etmişler sekiz aydır, hem yerel yönetimi hem dünyayı protesto ediyorlardı o soğuk odalarından ağrı. Habib sobanın başında oturmuştu. Konseri veren arkadaşıma selam verip Habib'in yanına geçtim. Her insan bir kitap ezberiyle başladık sohbet etmeye . O da İtalya'ya sığınan ve o evde kalan 50 kişiden yalnızca biriydi. 58 yaş. Cezayir .Kimsesi yok.(Neden ?) Nerede o duyarlı insanlar ? Eşitliği ve hakkaniyeti savunan ve eksik olduğunu düşünen duyarlı ama duymayan insanlar ? Arkadaşım sıkı müziysen -Davide-, buradaki evsizler için veriyordu konseri, onların yedikleri kuskustan yedik, onların içtikleri şaraptan içtik, onlar gibi üşüdük orada işte onlar gibi düşünemeyeceğimize göre ! Değil mi, ne empati ama ! Habib umut ile gelmiş İtalya'ya ama umutlar sönmüş. Ender görürdüm öyle insanlar, hani gülerken hüzün akar gözlerinin kenarından usul usul. "Bir mumdur" şarkısı meğer ne kadar elemli bir şarkıymış ! Gülden Karaböcek ne ciğerli kadınmış meğer ! Ne alaka! Habib 74 senesinde, Gülden hanım Paris'ten gizlice Cezayir'e geldiğinde tanışmış. Dediğine göre, oraya geldiğini kimse bilmezmiş, turist gibi gelmiş, Mustafa ve Kenan adından iki kişi ile olan tanışıklığı sayesinde kaldığı otele gitmiş -Albergo-, bir de fotoğraf varmış Cezayir'deki evinin duvarında. 



-Gel,sana kaldığımız odayı göstereyim Turco
*Tamam, gidelim arkadaş.Tebessüm
-Andiamo
*Andiamo

Yarım italyancasıyla ağır ağır çıktık merdivenlerden. Merdiven başında soğuktan eli cebinde gezen Mandela'nn özgürlüklerine elçi olduğu yürekler vardı. Odaya girdik. Buz gibi. İçeride beş yatak var. Bir çeşme ve sanayi lavabosu dedikleri o büyük metal lavabolardan. Yataklardan birinde genç bir çinli uyuyordu , kafasını çıkardı."Scuza" deyip geçtik. Habib " Çekinme sorun olmaz, çok sakin biridir bu genç, yeni geldi o da. Keşke buradaki herkes onun gibi olsa.Sakin,sessizdir" dedi. Yorgana tüm vücudunu sarmalayan genç yine kafasını soktu yorganın altına. Bir elektrikli ocak vardı, bir tencerede çorba artığı diğer büyük olanda ise kıyafetler. Onlara baktığımı görünce " Burada sıcak su yok, kıyafetler kirlenince kaynatmak gerekiyor,öyle işte !"  Habibin yatağı kapıdan girişte sol köşedeydi,tek o vardı. Diğerleri karşısına dizilmiş yataklarda yatıyordu. Çinli gencin baş ucunda bir kara tahta ve üzerinde üçgenler,matematik formülleri." Hayatın matematiğini yapıyorsunuz sanırım" dedim. Renk olsun diye yaptık dedi. Bu arada, yanımda Eloisa'da vardı, o formüllere baktı ve "bunlar doğru yapılmış dedi" ; ben matematiği sevemedim, evvelden de dedim, iki kere iki kadar net değil bu hayat. Sonra ışıkları açık bırakıp çıktık. 

*Işık açık kaldı Habib
-Biraz ısınır.Tebessüm.
*Çinli uyuyor,kızmasın.
-Bir şey demez,hem oda ısınırsa daha iyi geçer gecesi.Tebessüm.




Merdivende elim sırtında bir fotoğraf çekinip indik aşağıdaki büyük salona. Buz gibi. Arap, Tunuslu, Faslı,Çinli, Filipin ve geri kalanı Afrikadan . Barda çalışan tek gözü kör kadın, arada bardakları toplayan güzel kız ve ona sarkan 50 yaşındaki Filipinli. Kızın ona dönüp en son "Vaffanculo" dediğini duydum,iyi küfürdür ! Sardım bir Golden Virginia (burada reklam vardır) ,plastik bardaktaki şaraptan iki yudum daha çektim. Isındım hafiften. Sonra ses kaydı aldım, bir mumdur iki mumdur diyerek başladım hatta başka şarkılarda söyler diye umdum ama hatırlayamadı. O konuştu ben ünlemlerle eşlik ettim, dünyanın bir yerinde, olduğum yeri sorgulayanlar varken  gittiğim yer dert onlara olmuşken.

video


Sonra aynada birden kendimi gördüm yine,saç diplerimdeki damarları, sakallarımın içindeki sivilceleri. Ne çirkin bir suratım var, şükürler olsun ! Yara izimin olduğu kaşım atmaya başladı. Nelson Mandela öldü çünkü tanrı onu öldürdüm diyenlerden öcünü aldı işte sonunda ! İngrid Jonker'ın şiirini okumuştu vakti zamanında.Yazmıştım .(BAK)

Traş makinası nasılda titriyordu, soğuk odadaki yataktaki genç gibi, ikisi de çinliydi !Mizansen ! Eşitliği düşündüm, hayvan haklarını, bugün gençlere anlattığım Kadına şiddet mevzuunu, tüm bunlara duyarlı ama ikili dünyalarında bir şeyleri öldürme duyguları ağır basan sanat tutkunlarını, tüm duyarlı ama duymazdan gelenleri. Ben de dahil !!!


 Sakallarımı kestim. Yüzüm,iskeletim, etim ! Nasıl bir suretim var dedim kendi kendime. Kafamı kazıdım, kocaman kafam ortaya açıktı bir kez daha ama kafamın ağrısı kafamdan daha büyüktü. Makina derimi de hafif kesti. "ulan çinliler" dedim, sonra yataktaki çinli genci anımsadım, tuttum tutamadığım dilimi ! Dilimi kesesim geldi sonra ! Aklıma doldurulmuş ve benim de bilip bilmeden doldurduğum tüm salak cümleleri söyleyeme kabiliyetine sahip, bazen benden bağımsız gibi konuşan dilimi ! Nasılsa kelimeler yetmiyordu, nasılsa konuşarak da anlaşamıyorduk, nasılsa dil ile başlıyordu farkımız, o olmasa fark olmazdı, sen-ben olmazdı , biz olurduk, ne güzel !

 Duvarda asılı Frida'nın ve Milena'nın resimlerine baka kaldım. Hemen altında Marmara'nın eşsiz gülüşü. Bir gün bir şekilde onunla denk geleceğim balkon demirinin bu demirler olması ümidiyle balkona çıkayım dedim.Hava soğuktu. Marmara içimde sımsıcak bir akdeniz sevgisi. Marmara tüm kadınlardan kaçış sevgim. Bir de şiiir okuyayım dedim. Küveti doldurdum sıcak suyla,kafamın ağrısı derime kadar indi. Kollarımda ve bacaklarımda damarların attığını hissettim ve bu ağrı ve bu damarlar işte, yaşadığımı/zı/n kanıtıydı. Haksızsam beni o evi işgal eden (occupy) elli kişinin yanına gömün.(Yazar burada oradaki yaşamın yaşam oluşunu sorgular. Aynı zamanda adeta kendine ve çelişkisine bir gönderme yapar "oraya koyun" diyerek.) Su derimden içime doğru akmaya başladı,sudaki kireç ağrıları bastırırdı belki de ! Çıktım.Sıkıca giyindim ve balkona çıktım,buz gibi. Dışarıda uyuyan var mıdır diye iç geçirdim ! Marmara'dan bir şiir okudum. Ona seslendim. Onu bekledim. İçimdeki akdenizli çoktan donmuştu. Birinci katta olmamdan mütevellit o saatte üst katta balkonda sigara içen adamla göz göze geldik, gökyüzünde dahi sigara dumanları, alışılmamış yüzler, yeryüzünde benim gibi çirkin suratlılar. Biz hepimiz !

Kapıyı kapattım,ağrı kesici aldım,bu aralar çok ağrı kesici içer oldum deyip,attım ağzıma. Ben tüm bunları düşünürken,yaşarken dünyanın bir yerinde şuan bir kadın tecavüze uğruyor olabilir, bir çocuk doğmuş bir isimsiz çocuk ölmüş olabilir, yarın Güney Afrika işgal edilebilir,ama Tanrı var ve Mandela hala yaşıyor olacak siz Tanrıyı öldürene kadar ! Tanrı var olmayacak, sahte duyarlılığımız bitene kadar, çelişkilerimizi göğüs gere gere sergilemekten bıkana kadar ! Tanrı var, sevdiklerimizi,başta onları acıtmadıkça ! Tanrı var, düşünerek konuşursak bizi duyacak kadar ! Tanrı var, bir çocuğun yumruğunu kaldırdığı uğurda !
Tanrı var işte, saç diplerimizde atan damarın içinde,hadi kesin saçlarınızı ! 






4 yorum:

Mia Wallace dedi ki...

huzur içind euyusun.. ve yazıya tüm coşkunu vermişsin aylak çok sevdim

Can Polat dedi ki...

Yazılarınla her ne kadar çok sonradan tanışmış olsam da ilham verici güzellikte olduğunu bilmeni isterim. Bazen kendi yazdıklarımda seninkilerden esintiler olduğunu hissediyorum o derece yani :)

camsil dedi ki...

duyarlı ama duymazdan gelenler ve öldürme duyguları ağır basanlar... hem bir şeyler batmış gibi hissettim hem çok sevdim.

Aylak dedi ki...

Mia - Çelişkiler Mia, çeişkilerim, çelişkilerimiz işte. Onun hiddeti desem yerinde olur zannımca.Eyvallah.

Can - Her yazı ilham verirden yola çıkıp kelamını kabul ederim mamafih iltifat vs hususunda sıkıntılıyımdır. Kaldı ki, bizden önce o kadar yazılmış şey varken hangimiz yazdıklarımızın özgün olduğunu iddia edebilir,düşünmek gerekir.Ondan belki de ben SAÇMALARIM !

Camsil- Öyle aslında. Olan durumun acısı ama umudun da varlığı var içimde,içimizde ve yarında. Yarın bugün olacak neticede.

Eşrafcana saygıyla,

Aylak