mart/ı sevme/m

Sevgili martı,
sen bu satırları okuyorken o senin yanında olmayacak,
şanssızsın,kabul et !
ben bu anlamları onun gözlerinden alıyorken
sen,sen dostum marifetmişçesine gövdeni suya çalıyordun
serenadın boşa; şans benden yana !
adına Jonathan bile demedi,
benzetmelerde dahi yer alamadın be dostum.
sabah içtimalarında nispet eder dururdun 
ben özgürüm derdin kıs kıs gülerek
aşşalık! aşağılık değil !


Ah martı sana haksızlık ettim
sen şanslıydın deniz başucundayken hep 
bana şimdi 73 numara hasret kaldı
ne romantik
sokağın sidik kokan havasını soludum
kedilerin bitleri
keşler 
bir ileri bir geri
askeri
şimdi yok oldu 
veni vidi vici
-biraz daha sevgi ister miydiniz ? 












-Ken


Ben yaratılırken,ne bileyim kimine göre maymundan insana geçerken,tüylerimi dökerken,tam da muzumu soymuş yiyecekken,kabuğuna ayağım takılıp yere düşmüş kıçımda acıyla gökyüzünü seyrederken,evet,bir kıçımızın olduğunu o anda anlamışken; öyle ortalıkta incir ağacı-yaprağı yokken,bildiğin ûryan halde dolanırken,elimde elma yanaklarımsa ondan kırmızıyken,Adem den gelip “adam” olmaya giderken,sen…

Yahut Tao’ya giderken,hani o bıçağın ucu körken “kendimden kaçakken”, belki kurban edeceğim yanlarım varken,iyilik-erdem kavramları kozalarda henüz yemyeşil tırtılken, dut ağacından dut yemeyen keçi bülbülken,yani durum tam da buyken; veya Nirv-ana seyahata çıkmış “aradığım”kişiye ulaşılamıyorken, tek gidişlik bilet-can-ömür ile yol alırken,yana döne onu ararken,gazetelerde dev puntolarla ilanlar vermişken – kelimeler albayım kelime başı 1 tl –dönerken birden semaya dalıp buluttan resimler yaparken,”gel gör beni aşk neyledi”yken, Buda başımıza gelmişken, saçlarım tel tel şu telli turnayken, o gemide ben yokken, sen…

Marx’ın daha bıyığı terlememişken,ekonomik devrimler evrimleşmemişken,Stalin ticaretini yaptığı urganlardan biriyle asılmış, Kennedy kaçak bir silahla suikasta kurban gitmişken, Hitler gayet sosyalist bir gençken, ben cam kenarında oturmuş hayal ederken işte bunları; “imagine” ı söylerken ; Freud’un babası  henüz bekarken yani çocukluğumuz rahatken,sen….

Çok “ –ken”  oldu… bitiresim geldi,ayağım ağrıdı, bastonlarım iyiki varsınız...


7-1-2013 / Giresun

Yağmur asgari,zaman askerî


Yağmuru izledim,yağmuru düşündüm camda…dım dım dım… Bozuk musluktan akan o tek damla gibi rahatsız etti bir an. Geçti. Şimdi yağmur daha çoğul ,daha güzel. Bak nasıl seviyoruz kalabalığı ! Şehvetli yağmur. Zamanı düşündüm,içinde yağmur gibi yittiğim,evet,ıslatan yağmuru...hayır zamanı. Nasıl ıslatır ki zaman ? Düşündüm.Bulamadım. Bulmak için de düşünmedim zaten. Aramadım da, “aramak kayboluşun habercisi” demiştim evvelinden. Damla damla zaman düşer üstümüze,mesela,ben sabah 6 dan akşam 9 a kadar sağnak zamanda ıslanırım.Yoğun.telaş.yorgunluk. Yağmur önce çiseler,zaman da sabahları hafif hafif akar; sanki geçmek istemez. Yani yatakta kaldığım o fazladan beş dakika var ya, beş saat sayılır gibi. “Anne biraz daha uyuyayım” deme şansım yok burada. Öğlenleyin zaman hızlanır,karnı açtır; yağmurunsa yarısı dinmiştir,zamanın yarası soğumuştur. uykusu açılmış, kahve ve sigara keyfi yaptım da ondan. Nefes arası..yok yok,suni tenefüs zamanı. Bak yine zaman damladı dilime…

Öğleden sonra zaman durulur,ben yorulurum,artık ahmak ıslatan zaman başlar,kırk ikindi zamanları. Nasıl ıslattığını sordum kendime,”zamanla telepati hakkımı kullanmak istiyorum” desem.manasız. Zaman kararır.esmer zamanlar öğle sonraları.ben. Güneş-ay savaşı,dengesi aslında. kesinlikle dengesizlik bu, gerçeği söylemek gerekirse. Batan güneşin son ışığı mıdır,doğacak ayın habercisi midir.ayın habercisi olmasını yeğledim,geceyi severim. O kırmızı anların, kırmızıyla kızılın  düşkünüyüm.Zaman şarabını sunar bu anlarda,küflü peynir tadında bir tek başınalık. “Şerefineyim ben yine” der tersköşe'den dostum Ç.…

İşte yağmur şimşekle geldi,ay çıktı,artık meyimiz gece. İşte zaman yağıyor gürül gürül. Peki zamana açacak şemsiyem/iz var mı ? nasıl yani…düşündüm…Kapının ardındaki vestiyere baktım,anahtarlarımı koyduğum bakır tasa,tınnn sesi…hemen oradaki şemsiye,şemsiye yanımda, sandalyeye adayadım. Suskun şemsiye, sanki suskun şems-yine Mevlanasına..Olmadı bu. O çin atasözü geldi aklıma; ne ilkokul bir şaka. Şimdi kaçış yok zamandan. Gece biz,gece bizim…Sevgiliyiz..en sevdikleriyiz biz gecemizin.bu yağmur fena yağmur, zaman iyi zaman..yağ…yâr..üstüme… işte gecedeki bu yağmur,pırlantalara benzer, pahasız.. Ah bu zaman dilimi…Dilim mi ? Zaman pastası..Kimin payı en büyük..herkese eşit mi dağıtılır… kim keser pastamızı.. bize düşen mumunu üflemek mi sene de bir gün..bu pasta nasıl böyle kabarır, "baba"mız böyle pasta yapmayı nereden öğrendi ? sorular…cevaplar…cevapsız..sustum,kalemim kırmızı...kaydetmek için yağmuru..zamanı.. 

12’ye az kala,bal kabağı olmadan susarım,sonra tek başıma dalarım en derinlere. Yağmur yutar beni..uyutur..teşekkür ederim...zaman susturur,beynel minel geçerim zamanın içinden, zaman içimi delmeden geçsin diye..hey sen,oradaki..Sen de öyle, senin içinde geçerim ben zaman gibi,sen benden geçmeyesin diye.. geri döndüremezsin beni zaman gibi…korktum....gün de bir....dün de...bir zaman..lar..dı…"o"ysa..zamanlar…...

1-1-2013 / Giresun

"Rüzgar" iyi eser,hem beşeri,hem edebi...


Arzularım muayyen bir haddi aşınca
Ve sözler kulaklarıma sağırlaşınca
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
Tanrıların başı gibi başları diktir,
Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir,
Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
Bakıyorum aşağlarda kalan hiçliğe.

Bu dağların bir rakibi varsa rüzgârdır.

Rüzgâr burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür,
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, «o»na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,

Rüzgâr siler kafalardan küçüklükleri.
Yanağıma çarpar kanatlarını,
Ve anlatır mâbutların hayatlarını.
Arasıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

«Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgâr!

Benim arık yalnız sana itimadım var.
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
Etrafımın sözlerine asla aklım ermedi,
Etrafımda bana asla kulak vermedi.
Senelerden beri hâlâ anlaşamadık,

Bende kestim anlaşmaktan ümidi artık.
Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
Etrafımı süzüyorum biraz gururla.

Bir dürbünün ters tarafı gibi bu dünya

En büyük şey, en asîl şey küçülür burda.
Burda yalan para eden biricik iştir,
Burda her şey bir yapmacık bir gösteriştir.
Kimi coşar din uğruna geberir, yalan!
Kimi gider vatan için can verir, yalan!
Bir filozof yetmiş eser yazar, yalandır;
Bir kahraman istibdadı ezer, yalandır.
Şairlerin büyük aşkı fânî bir kızdır,
Bu dünyada herkes sinsi herkes cılızdır.
Ne hakikî aşktan burda bir çakan vardır,

Ne de onu görse dönüp bir bakan vardır,
Her büyüklük bir cüzzam gibi dökülür burda,
En muazzam ölüm bile küçülür burda.

Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,

Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
Zaman zaman mağlûp olsam bile etime,
İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.

Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
İşte rüzgâr, şimdi sana sığınıyorum!
Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
En asîl şey seni buldum bu kâinatta,
Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
Ne süse, gösterişe bir baktığın vardır.
Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
Bir dev gibi küçük mızmız sesleri yersin,
Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.

Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,

Rüzgâr! Bu dağ başlarında çırpınan serin
Kanatların gökyüzünde akan bir seldir,
Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
Senin gibi azamete âşıkım ben de.
İşte rüzgâr! Senin gibi ben de deliyim.
Islıklarım senin gibi inlemelidir,

Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
Rüzgâr! Sana, yalnız sana benzemeliyim.»

1931 (Atsız Mecmua, s. 2, 1931)

"Kan Atlası" içlenmesi...

Sessiz kalınca oyuncaklarıyla tek başına
her park yeri, hep kalabalık
karnındaki çukura saklanırmış her çocuk
çırpınırken sustukları içinde

Ufukta beliren her kağıttan gemi
rotası net yelkenleri yekpare
halatlar çekermiş düne doğru
ağlarda istiflenmiş meraklar
oltalar kimin elinde
misinesi uzun
misillemeler emektar
kuzgun!

 Ey, gözleri
gölgelerinden uzakta parlayan
ıslak ıslak bak ama
hep ileri
hep ileri.....