Kızıl

Durakta mutsuz bir kadın,saçları kızıl. Kızıl saçlı bir kadın neden mutsuz olurdu ki, bilmiyordum . Zaafım ve tutkum bundandı, belki de... Her bilinmeyen biraz kızıldı. Kadının atkısı ve çantası rengarenk,botları ağır, saçları zaaflımdı ; tüm bu renkler içerisinde insan teni hep sapsarı,gözler fersiz, ruh nasılda hepsinin karışımı : siyah... Kıyafetlerin içine boyalar işlemiyordu demekki, mutsuz kadın. Ağlasa bu kadar mutsuz görünmezdi, hem kadının en tatlı haliydi o ağlamaklyken gülmeye çalıştığı anlar. Ya şehir  git demişti, ya sevgilisinin evinden bir iki parça eşyasını alıp çıkmış nereye gideceğini bilmez halde o durakta dikiliyordu, derindi olduğu yer,sabit : zincirli-kuyu... Bu şehir ve bu bekleyişler, kırmızı ve nice bilinmeyen, zaaflarım,ben ve kadın , izliyorduk : "güzeldi"....


Bir yandan da bir deli haykırıyordu içimde,rafta bir kitap okuyordu beni "bir delinin güncesi" ; film gibi kulak versin "akıllılar" diye :


Frida, Pazar'da

Bugün pazar,günlerden Frida ; tastamam bir kadın. Açıkta amerikan gemileri belki de, yelkenliler,soğuk . Can sıcak sever,can uzak sever, can boyanmış denize düşen şavkına ayın,akşamdan aşık. Kaşlarım seğirir, kaşlarım kalın ve siyah sen kadar. Ayaklarım dışarı çıkmak istemez, boyalarım yok,fırçalarım çırpı.Frida sen ne güzelsin bu pazar,saçlarında çöl gülleri, kaktüs suyu,biraz da tequila...

Ayakların olsaydım Frida, sen kozasında bir kelebek gibi beyazlar içindeyken ben göğsüne konmuş renksiz bir çift kanat olsaydım; ayakların olaydım, beyaz fonda göğsünün tam altındaki deli duygular,sıcak kalp,bir hüzünlü ayrılık ve etini delip geçen metaller ; sen hep güzelmişsin be kadın ...
Tuallere seni işleyen ben olsaydım, bastonunu alsaydım elinden, sana Marx'ı ben anlatsaydım mesela, evrim mi devrim mi diye tartışabilseydik. Kırmızı elbisenden bana koşan zaaflarım,renkler,,tualler,fırça kılı,altın rengi kaza anları.

Tango, sen ... Tango yine kırmızı, yine sen ve siyah, siyah hep  ben... Küpelerinden tutunsaydım sesine, yoldaş Frida,meksika'nın çöl çiçeği... Ben de sevmem Amerika'yı... Fransızlar, kahrolsun onların o şatafat merakları... Bailamos !

Beraber bir hüznümüz olsaydı seninle diyecek kadar geç kalmışım,demek ki ... Baksana geçmiş şimdi daha farklı, gelecek ise ay akşamdan aşık...

"Si porque te quiero quieres, Llorona
Quieres que te quiera más
Si ya te he dado la vida, Llorona
¿Qué mas quieres? ¿Quieres más?"

"Eylül"

Nefesi daralan hayatlar; altını işleyen usta bir el yahut altına ıslatmış bir çocukluk. Neden yetişkinlerin altını ıslatmaları bu kadar ayıp ve hata ? Ne yani şair " ben seninle yatağımızı ıslatabilme ihtimalini seviyorum" niye dememiş ? Hep en iyi, en ideal , hep olanların da üzerinde bir mevki - standart arzusu olsa gerek; başka açıklaması olan... Konu kapanmıştır... Titanic'de martılar....

Çarşafların ve pikelerin rengi mavi, askeri ve enerji dolu. Nefes almaksa hala güç, hala burunda hortumlar. Yan yataktaki yabancının ellerinden bir bardak su ile dolan yarım yamalak çalışan ciğerler, sevdiğin işte, gözü oksijen tüpünde. Senin burnundaki hortumların içinde akan da sevdiğnin yakmak için kullandığı tüpte duranda oksijen ; nefes al, nefes ver, nasıl da yakıcı egzersiz....

 Gogol gibi paltonu çıkardın, elin cebinde odada volta atmaya başladın. Çarşaflar mavi, nefes almak güç,h/âlâ !  "Film sonuçlarına bakalım, daha güzel şeyler söyleyeceğiz inşallah " aklında. Her zaman arkandayım teminatı işe yaramıyor bu günlerde;
"-Nasıldı bugün?
-Hep uyudu, sırtım acıyor diyor."

Sigara içiyorken düşündü sokakta, taksiler neden hep sarıydı mesela ? "Vso horosho , Kak sistra ?"  bir yandan "ya tebya skuçali Elena ? davay zabyl !" Usulsüz ellerdesin Elena, kaç kaç .. Kadınlığına doğru kaçan bir kadın, ulusu kadın, adı kadın,canı kadın lafta ; ayrımcılık kadınların kendi bütünlüğüne,nasıl da yafta...

Dere kenarında kurbağa sesleri,merhumun ruhuna Fatiha ! At kendini sahil meyhanesine, soba kenarında kedi misali hafiften demle aklını; Zeynep, Elena, annen, dayın. Bugün neyi meze yapacaksın bakalım ? Rakının mezesi bol olur ki aklını yemesin insan;öyle değil mi.Şimdi sahil kasabasında olacaktık, az mezeli bol akıllı bir rakı sofrası çekecektik, yaz gelsin.
"-En güzeli ne biliyor musun ?
-Ne?
-Kendi işin. Kendi işin gibisi yok , az da kazansan çok da kazansan kafan rahat. Al yengeyi gel buraya, bir d eiş buluruz, ev de alırız sana."

İşte köleliğe direniş uyandı rakı sofrasında. Kimseye göbek bağlama,sömürülen yanlarını bayram ettir diye açılan ucube yerlerde göbek atma ; gel sende bu sahil kasabasına, kafanı dinle, akşamları çil çil balık dökülsün sofrana,pul pul mutluluk. Şehirde bunlar olsa olsa tikko para !

Şöyle bir köy evin olsun be Yusuf. Esnaf lokantasındaki kızı unut gitsin; nefesi ol, soluk soluğa yaşa burada işte be adam. İstanbulda bok mu var ! Ya da kal orada, bak işte onca zamandır kuruyan dudaklarını farkeden bir kadın var ; ona sırt mı çevireceksin salak ! O köyde meşk mi var ! "hayat sunulmuş bir armağandır insana" be adam.

Eylül hasat mevsimi, hazan mevsimi. Pencereden içeride olmak ile dışarıda olmak zor karar ; cam ol, ikisini de gör ister yürek hep değil mi...

"-Napacaksın?
-Bilmiyorum...Namık aricam belki ..."

 vs

"-Ararsın
-Ararım"

"Dünyanın anasını satan adam"


* iki ucunda doğruyu arar bir yanlış
ünsi vahşi
acı !
dünya kaskatı çamur insana
bebekler kildir cana yapışır hem
insana sonsuzluk anlatır hep mavi
buluttan şekillerle başlar hayal gücü
"gökte karadeniz karadeniz kuşağı"
yıldızlar hep beş köşe
martılar hep "m"
elde tesbih olur anı dedikleri
başla ayak arasında duvar oysa
"duvarların içinde insanlar"
bak nasıl da öfkeliler
"oysa sevin dedi Tanrı"

* atın bizi dehlizlere ; kadın

*dilek kiplerinden araklanmış cümleler kadar bonkörü var mı ; -sen 

* Tanrı "insan"ı yazdı
ama insanı insan siler defterinden
varsın olsun
el kalem tutar
dil kelam söyler
devran bizim devran
çağdaş

* Müstehcen : Sevişgen Tanrıça

*S/öz uçar , sızı kalır





"Saçma" kurbanın olam....

* dudağım uçukladı ama iyiyim mesela
   beni aynan bil , kır,parçala daha çok sen olayım mesela
   gözler ela yeşil olmaz sadece, umut da bir renktir mesela


* Süreya ile aramızda yedi yıllık hatrı var Annelerimizin ; A büyük bundan sebep!

* anlamlar sendeler
  anlamazsan sendeler

* yazarak bağış yapıyorum, yani ölürsem kelimeler birilerinin olsun. Samimiyim. Yaşarken kan,ölünce can bağışı benimkisi. Organ nakli mi; kağıdıma kalemime dokunmayın !

* ne ayıptır seni her gördüğüm kadınla sevişmek oysa ve ne aşk !

* yakın geçmiş zaman, hadi yakalayalım !
   yakın geçmiş zamanı, yakın zamanda !


* kan attın 
   tuttum
   kanattın 
   uçtum

* zaman olmadan biz olmuyor muyuz yani ; ne varoluş ama !

*insanlık hızla ilerliyor biz yerimizde sayıyoruz, klişe. atladığımız bir husus var; koşarken değil dururken düşünüyoruz.

* sweet november :  kasımda aşk başkadır
   sweet spoon :  kaşığında aşk başkadır
   sweet crotch :  kasığında aşk başkadır    

  
* Seninle savaşmak zordu
    şimdi her şey gibi düşünüyorum seni 
    sen de düşün bunu
    şimdi her şey gibi 

*Shakespear'in yüreğinde Juliet yarası vardı ki Romeo yaptı kendinden

*Hiçbir filmi tam izleyemedik
biz bir film olsaydık hiç bitmezdik 
derdik 
motoooorrr
kameraaaa
ışıkkkkk
sen yönettin 
kestiiiik,kestiiiiik !

* Mutsuz evlilik,umutsuz yarınlar , ha bir de "desperate housewives"

* Tarih ne zaman dolacak ?

* Ey aşka inananlar ; kalbiniz hala sizdeyse korkun sevginizden ; aranızda bir yürek mesafesi boşluk var sadece. yol problemlerini tarayın,bulun bakalım hız-zaman aralığında sıkışan hanginiz....


* gidenlere en anlamlı lafı eder yalnızlığımız : " siz yokken ben vardım "


* Pazar günleri yüzümü evde bırakırım koşmak için parklarda çocukca ; insanın p/iç yüzü .

* a/itlik yapamıyorum bazen; cevaplar rüzgarda.....

 

Ithaca - Kavafis

When you set out for Ithaka
ask that your way be long,
full of adventure, full of instruction.
The Laistrygonians and the Cyclops,
angry Poseidon - do not fear them:
such as these you will never find
as long as your thought is lofty, as long as a rare
emotion touch your spirit and your body.
The Laistrygonians and the Cyclops,
angry Poseidon - you will not meet them
unless you carry them in your soul,
unless your soul raise them up before you.

Ask that your way be long.
At many a Summer dawn to enter
with what gratitude, what joy -
ports seen for the first time;
to stop at Phoenician trading centres,
and to buy good merchandise,
mother of pearl and coral, amber and ebony,
and sensuous perfumes of every kind,
sensuous perfumes as lavishly as you can;
to visit many Egyptian cities,
to gather stores of knowledge from the learned.

Have Ithaka always in your mind.
Your arrival there is what you are destined for.
But don't in the least hurry the journey.
Better it last for years,
so that when you reach the island you are old,
rich with all you have gained on the way,
not expecting Ithaka to give you wealth.
Ithaka gave you a splendid journey.
Without her you would not have set out.
She hasn't anything else to give you.

And if you find her poor, Ithaka hasn't deceived you.
So wise you have become, of such experience,
that already you'll have understood what these Ithakas mean.



yaz malı


İiçim sıkılıyordu..canım mavi çekti,boğulmak istiyordum boğulmaktan korktuğu için içim burada.deniz kenarına gitmeliydim,Jonathan'ı görürüm belki ! Eski dost ezeli rakip gibi muhtaç hissettim kendimi onu görmeye. Sandalyeleri pis bir cafeyte oturdum,"bi kafa çayı versene " dedim garson çocuğa."tabi abi" diyerek garip garip bakınarak içeri gitti.Niye baktı bana ? Onun işi değil mi zaten ? Kendime şöyle bir baktım,kıyafetlerim çok mu eskiydi; hayır.. tek sorun olabilecek şey aynı kıyafetleri bir kaç gündür giyiyor olmamdı ve ben buraya ilk kez geliyorum.Saçlarım dağılmış,çantamda bir kitap ve emektar kağıtlar yazılmak üzere bembeyaz. Mana arıyordum okuduğum kitaptaki adam gibi; garson çocuğun bakışları çok şey anlatıyordu belki; ama o an anlatmamalıydı,susmalıydı....

 Masaya oturdum,bir sinema bileti gördüm. İki kişilermiş. Ne romantik! Bana göre değil,romantizmi kendime sakladım. Öyle "kamuya açık" alanlarda onu göremezdiniz,çünkü o alanlar statünün,işin,sıfatların,makamların,sınıfların yeriydi. Kamunun "mal"ı olamazdım. Ben odamda şarap içebilirdim doğum günümde mesela,işte o anlarda  yakalardım ensesinden , insanlarda arayarak kaybetmezdim coşkumu, ama coştururdum. Kendimi,bazen herkesi. Ne iddialı herif !  Sinema sığınaktı lise yıllarında. Ömür zamanının aşk olunan en al benili zamanları,şimdi bir eski aşık gibi biraz özlem biraz kuyruk acısı dolu zamanlar. Arka sıralarda "ilk"lerimize işleyen anatomik gerçekleri keşfettiğimiz,elli kişinin arasında iki kişiymişçesine davranabildiğimiz özgürlük alanımızdı sinema.Dürüstlük...Ergenlik dönemi neşeliydi ama sevgi açısından fakir geçirdiyseniz sonrasında bu kamu alanları size dar gelirdi. İşte bu yüzden sinemaya yalnız gitmeyi severim.Film de öyle fransız filmi falan değildi gayet komikti. Bitter Moon olsa bir kez daha izleyebilirdim; ve sonra yine adını unutarak anlatırdım başkalarına.Neyse diyerek attım. Sigaramı yaktım ve yanında "çok içiyorsun, daha şimdi söndürdün" diyen kimse yoktu. Ne alışılmışlık ...tebessüm. 

Çay geldi,bir nefes daha çektim,elindeki yazılı kağıtların arkasındaki boş kısımlar gözüme battı,yazmaya başladım. Kağıtlarda Sucuk'un  baharat kokan birkaç kısa bir öyküsü vardı.Yazmalıydım işte, sinriliydim,dostlar,arkadaşlar,zoraki ve özgür ayrımalar-toplaşmalar ve biraz da hayat mebat meseleleri...siktiret... Yazmaya odaklan,yaz,yaz,yaz..Yaz mevsimini düşündüm antalya'da yat limanında elimde bir şişe şarap ve üç yüz gram  tuzlu fıstıkla geçirdiğim o yaz gününü,yakamozu. yalnızlığım...özledim.Ne yani,herkes gibi her kez "AŞK" mı yazmalıydım...özeleştiri. Vazgeçtim, olmayanı yazmak marifet olabilirdi ama görünenlerdeki gizi de incelemeliydim...okumak .sevmek ..yazmak ...kitap.. kağıt.. zevk.. merak ...kargaşa....

Şimdi bir başka şehirdeydim, şehri constantinapole... Yazmalıydım işte,  Sait Faik değildim, belki çıldırmazdım. Çılgın olabilirdim  , ama çıldırmak bilgi isterdi,akıl isterdi,bilgelik isterdi. Ben sadece yazmalıydım. Param azdı,henüz bir kadeh şarap dahi içememiştim ama şehrin havası kötü bir sarhoşluk sindirmişti miğdeme. O sabahları bilirsiniz,uyandığın anda kafanı saran sersem ağrı. Şehir nasıl yapıyordu bilmem ama doğal bir sallantı bindirmişti üstüme. "İzlediği yol bu" dedim, şehirleşmeye doğru ilerliyordum. Yol ayrımımı yitirmemeliyim, şehirli olunabilirdi ama şehir olmamalıydım.Üniversiteyi okuduğum şehri de sevmemiştim o kadar yıl..keçi..inanç.

Sövmeye başladım sonra, şehrin havasına, okuduğum kitabın çevirmenine,çiçekleri ağzıma sokan çingeneye,telefonuyla "dünya"laşanlara, kuku-letacılara,fiziğe,matematiğe, geçen gün orhan veli'den okuduğum o mısraları anımsadım ve şehir diye değiştirdim aklımda:" bu şehir adamı dertli eder dertli",yedi tepesine sıçtığımın şehri. Piç gibi kalakaldığım anlara,sigaramın  dumanına,yattığım rahatsız yatağa,bel fıtığı ihitmaline,anlamsız cümlelerle kafamı ütüleyenlere, beyaz yakalı sosyal sınıfçılara,kavga eden çifte -"sana telefonumu versem çalarsın be"-,boğazını sıkasım gelir...  Kadıköyde Jonathan ve bir adam bağırıyor Bağcılar durağında: SELPAK ALIR MIYDINIZ?"; ben alırdım be şehir. Sövüyorum, zaman yatağına,abdestsiz sevişenlere,ayağımı vuran botlara, sokak aralarındaki çete-re-cilere,gözlerin-yolların-vücudların keşiştiği yollara, pisagora, aynı anda A noktasından B noktasına giden tırlara, "gittiğin arabanın tekerine", tekeri bulan homosapienuslara,trafiğe.... kırmızı ışıkta dururduk ve ben kırmızıya düşkündüm...bilinir.. kırmızıya düşesim geldi; bir bardak şöyle "doluca"....

Yan masanın üzerinden Jonathan'a bakarken ona yazmayı öğütledim. Haklısın Jonathan, bizi bile kendimize yazmamışlarken bu neyin direnişiydi...şiir geldi aklıma... neden kimi çok bilmiş şairler "yazma" derdi ? Akıl veremedim.. hem yazan olup hem yazmamayı telkin, hipnoz, itnoz herif...ego.. kimileri ne egoist, kendi yazdıklarını okunsun diye yazmamışlardı sanki..öyle mi yoksa. Dürüst olalım,yazmak için yazarız evet, "BEN" olgusu ise paylaştığın anda ortaya çıkar. Beğeni "BEN"i sarar,mutlu eder. Pis adamlar,pis kadınlar ! Şiirin-öykünün lanetine kapılmış bir çok kişinin bizi bu lanetten uzak tutma çabası, yazmaları da cabası ! Hem de ateşin tam da orta yerinde; "BEN" merkeziyetçilik dedikleri bu olsa gerek.. ben yandım siz yanmayın, ben de yanmazdım ama yazdım.."düşünceli" portre.. Jonathan ben yazılanları yaşarım dedi; kuş, beyinli !



Varoluşçuluğu düşündüm, Sartre yi, Camus'yu,sonra kadın yazarları  Barret Browning,Wolf,Plath,Sand,Marmara ; bir suya baktım bir jonathan'a. Aslında biraz daha anladım ! Varoluşçu muydum...bilmem,ben aslında hiçbir şey bilmem. Pinti benim aklım,az bilir ! Fukara... Kadın yazarların ilhamı olmuş Floransa'ya uçtum o an,che bella ! Derken yan sandalyede sırtı dönük biri belirdi, bir göt ! Yani götü kıyafentinden ağrı belli olan bir kadın ! O dar taytlarla et-kasap algısı oluşturma gayreti miydi;  reyonumuza hoşgeldiniz! Meta değilsin be kadın,saf et değilsin; yüzünün hoşluğunu hali hazırda bildiğimiz anatomik "değer"lerinle neden bozarsın, lise yılları,biyoloji dersleri... bu ön plana çıkarma gayreti... iki kişiler..double et pazarı ! öfkelendim..bana neydi, ama kadın işte,kadınlar iyiyi hakederdi. Bu olmamalıydı güzellik. Mahrem kalmalıydı. Biyoloji dersleyile öğrendik "cins"leri  - gen-ithal bölgeleri - aslında doğadaki en temel ayrımı-ikiliği :kadın- erkek ... bana ne be..isterik..sex...hayıt istemezüüük.... sevgilerini salt çarşaflarda düşünenler geldi aklıma,ben de mi öyleydim ! bilmem... hayır..iyi sevişirdim ama attığım adıma taşırdım kadını, onunla atardı içim; öyle olmalıydı..kan basıncı... yüreğiyle sevişmeliydi insan, öyle yapmalıydı.. anı gelip onunla savaşmalıydı da... Tramvayda gördüğüm gurbetçi genci düşündüm, Fevzi. " abi insan bir kızı sevmeye bile korkuyor burada be ! zaman değişti sanki,değil mi abi? " yaşı henüz yirmi olan gençteki bu korku...nasıl da ayrıştırılmışız insan-lık-ımızdan ... " buranın havası patlak be abi,boş boş anlıyon de mi ? ". yazık... sevmek ilk umutsuz duraklara-yüreklere uğrasın... temenni...


Okumak ve kitaplar..sevmek...sevmek bir "standardizasyon" işi sanki.. tekleştirme.. iki işi arasındaki güç savaşının, o ekonomik zamanın tekelleştirmesi...dominant..don inat... birini sevmek onu tüm diğerlerinden çekip ayırmak, tekleştirmek ve kötü son olursa yine bit tekliğe itilmek. Durum kitap-yazı olunca biraz farklılaşmaz mı,öyle olmamalı mı -kitaplar bizi terketmez tabi-?  Bir kitabı alıp sevmek,kült-başköşe yapmak mümkün, ama onu tek/el/leştirmek.... !  şüphe .. yazı alemi öyle değil. Kaldı ki güzelik-sevgi aslında tam tersine onu özel kılmakla mümkün,diğerlerini yok saymak elindekini de kaybetmek olmaz mı...soru...cevaba ihtiyacım yok..Bir yazarı sevdim diyelim onu tekleştirmek, en doğruyu o söylemiş,en bilge o demek, onunda sevmiş olabileceği nice yazarlara ve onu o yapanlara duyulması icap eden-etmeyen saygı-sevgiyi nereye koyar....

 mesela....yeter artık mesela.. o her şey değil, dünyayı at gözlüğüyle görme klişelerini diline dolayan nice insan varken,mevzu bu olduğu zaman iş değişir. sebep..o kadın-adam tek..örneğin, Atılgan  tek değildi benim için,yada yetmez tek başına aylaklığı anlamak için değil mi.. ki o bugünün berduşlarından yıllar evvel yazdı okuttu bunu , helal.. fakat fark edilmedi,belki de...borç... ve ben onu sevdim bana mahlas , ruhuma destek verdi diye. Atılgan bir tek bana mı verdi o ilhamı,elbette hayır... ne bencil olurdu... Bana mı ait sadece, ki , ait mi herhangi birine acaba...tüketim..hayır öyle değil..Bir önsözün yazdığı üzere "yazarın yazmak için verdiği emeği onu anlamak için okuyucu da vermelidir" , isterim ki Atılganı okusun insanlar,anlasınlar...bölüş..üleş..paylaş... anlasınlar C. yi .. ki tek ben severim, en çok ben biliyorum egosu; okumak bu değil, olmadı da değil mi schopenhauer ? "okumuşlar üzerine " yazısına bakılsın... okuyan adam paylaşılanı paylaşan değil midir... bilmem...ben aslında hiçbir şey bilmem... Güzelik biraz çoğul biraz çoğunluk işiyse hiçbir yazar bana ait değil, ben de hiçbirine. Ben bir şey arıyorum ve yol göstericim hayli fazla.bu net. Buldum demektir asıl kaybolmak ya hani ben yazarak arıyorum işte,ondan yazmalıydım...

siz bir yer kaybolmayın,kendime bakıp geliyorum......

geldim,neyse,yazmalıydım tüm bunları ..baktim ki tüm bunları hayal etmişim,yan masadaki et parçası gitmiş... "güle güle" yazdım...güldüm..bir masal uydurmuştum,belki hayatımdaki tek uydurma masalımdı ama unuttum onu... yazmalıydım...bunlar benim yazma hayalim,dilerim bir gün "yazabilirim"....

Yazmalıyım, yazmasam istanbul olacağım ! korkum kendimden, şehirden beş fazla ! silüetini siktiğimin şehri !

Yaz/malıydım 
Kış zam/anı
Ruh ağır
Hafif/ten !




Gardiyan vs Stirkoff

"-şimdi de otur stirkoff.
-sağolun, efendim.
-ayaklarını uzatabilirsin.
-çok lütufkarsınız, efendim.
-stirkoff, anladığım kadarı ile adalet ve eşitlik gibi konuları irdeleyen yazılar yazıyorsun; coşku ve -kurtuluş hakkı üzerine de. doğru mu bu, stirkoff?
-evet, efendim.
-dünyada geniş anlamda adalet sağlanabilir mi sence?
-hiç sanmam, efendim.
-öyleyse bu boktan yazıları neden yazıyorsun? kendini kötü mü hissediyorsun?
-son zamanlarda pek iyi değilim, efendim. delirdiğimi düşünüyorum.
-fazlaca mı içiyorsun, stirkoff?
-elbette, efendim.
-çükünle oynar mısın?
-sürekli, efendim.
-nasıl?
-anlayamadım, efendim?
-yani nasıl bir yöntem uygularsın?
-dört-beş çiğ yumurta ile yarım kilo kıymayı dar ağızlı bir vazoya döküyorum. müzik olarak da vaughn williams ya da darius milhaud yeğlerim.
-cam mı?
-hayır am.
-yahu vazoyu soruyorum, cam mı?
-değil, efendim.
-hiç evlendin mi?
-birkaç kez.
-evliliklerinde ters giden neydi, stirkoff?
-her şey, efendim.
-hayatının en iyi sevişmesini anlat.
-dört-beş çiğ yumurta ile yarım kilo kıymayı
-tamam, tamam!
-öyledir, efendim.
-daha iyi ve adil bir düzen özleminin aslında çürümeden ve başarısızlık duygusundan kaynaklandığının farkında mısın?
-evet, efendim.
-baban kötü bir insan mıydı?
-bilmiyorum, efendim.
-ne demek bilmiyorum?
-yani kıyaslamak güç, efendim. sadece bir babam oldu.
-benimle kafa mı buluyorsun, stirkoff.
-hayır, efendim: dediğiniz gibi, adalet yoktur.
-baban seni döver miydi?
-sıra ile döverlerdi, efendim.
-hani bir baban vardı?
-herkesin bir babası vardır, efendim. ben annemi kastetmiştim. o da kendi payına döverdi.
-seni sever miydi?
-kendinin bir uzantısı olarak, evet.
-sevgi başka nedir ki?
-iyi bir şeye değer verecek kadar sağduyulu olmaktır. kan bağı gerekmez. kırmızı bir deniz topu ya da üzerine tereyağı sürülmüş kızarmış ekmek de sevilebilir.
-tereyağlı kızarmış ekmeğe aşık olabileceğini mi söylüyorsun, stirkoff?
-her zaman değil, efendim. bazı sabahlarda, güneş ışınları belli bir açıdan gelirken belki. aşk habersiz gelir gider.
-bir insanı sevmek mümkün mü sence?
-iyi tanımadığınız biri ise belki. ben insanları pencereden seyretmeyi severim.
-sen bir korkaksın, stirkoff.
-kesinlikle, efendim.
-nedir senin korkak tanımın?
-bir aslanla silahsız dövüşmeden önce tereddüt eden kimse.
-peki cesur kime denir?
-aslanın ne olduğunu bilmeyene.
-herkes bilir aslanın ne olduğunu.
-herkes aslanın ne olduğunu bildiğini sanır, efendim.
-budala tanımın nedir?
-zaman ve kan ziyan edildiğinin farkında olmayan kimse.
-bilge diye kime denir o zaman?
-bilge insan yoktur, efendim.
-öyleyse budala da yoktur. gece olmazsa gündüz olmaz. siyah olmazsa beyaz olmaz.
-özür dilerim, efendim. ben her şeyin neyse o olduğu kanısındayım. başka şeylere bağımlı olmaksızın.
-o dar ağızlı vazolara fazla girip çıkmışsın sen, stirkoff. her şeyin zaten olması gerektiği gibi olduğunu anlamıyor musun? yanlış diye bir şey yoktur.
-anlıyorum, efendim. olan olmuştur.
-kelleni vurdursam ne dersin?
-bir şey diyemem, efendim.
-demek istediğim şu: kelleni vurdursam ben irade sense hiç olursun.
-başka bir şey olurdum, efendim.
-benim seçimim doğrultusunda.
-ikimizin de, efendim.
-rahat et! rahat et! uzat ayaklarını.
-çok lütufkarsınız, efendim.
-hayır, ikimiz de lütufkarız.
-elbette, efendim.
-demek delirdiğini hissediyorsun, stirkoff? peki delirdiğini hissettiğin zaman ne yaparsın?
-şiir yazarım.
-şiir delilik midir?
-şiir olmayan her şey deliliktir.
-yani.
-çirkinlik deliliktir.
-çirkin nedir?
-kişiye göre değişir.
-delilik gerekli midir?
-vardır.
-gerekli midir?
-bilmiyorum, efendim.
-çok şey biliyormuş havalarındasın, stirkoff. bilgi nedir?
-mümkün olduğunca az şey bilmektir
-ne demek o?
-bilmiyorum, efendim?
-bir köprü inşa edebilir misin?
-hayır.
-silah üretebilir misin?
-hayır.
-ikisi de bilgi ürünüdür.
-köprü köprüdür. silah da silah.
-kelleni vurduracağım, stirkoff.
-sağolun, efendim.
-niye?
-beni motive ettiğiniz için. motivasyon sıkıntısı çekiyorum, efendim.
-ben adalet'im.
-belki.
-ben üstün'üm. işkenceye yatıracağım seni. çığlıklar atacaksın. ölümünü dileneceksin.
-şüphesiz efendim.
-ben senin efendinim, anlamıyor musun?
-beni yönetebilirsiniz. ama yapacağınız şeyler yapılabilir şeyler olmaktan öteye gitmeyecektir.
-zekice konuşuyorsun ama işkence altında bu kadar zeki olamayacaksın.
-sanmıyorum, efendim.
-bana bak. darius milhaud, vaughn williams dinlemek de ne oluyor? beatles'ı duymadın mı?
-onları herkes bilir, efendim.
-onları sevmez misin?
-onlardan nefret etmem.
-nefret ettiğin bir şarkıcı var mı?
-şarkıcılardan nefret edilmez.
-şarkı söylemeye çalışan birinden?
-frank sinatra.
-neden?
-hasta bir toplumun hastalığının depreşmesine neden olduğu için.
-gazete okur musun?
-sadece bir gazete.
-hangisi?
-açık kent.
-gardiyan! bu adamı işkence odasına götürün. hemen işkenceye başlayın!
-efendim, son bir istekte bulunabilir miyim?
-evet.
-vazomu yanıma alabilir miyim?
-hayır, bana lazım.
-efendim?
-el koyuyorum. zapta geçsin. gardiyan bu sersemi derhal götür! ve bana biraz şey getir
-ne, efendim?
-altı yumurta ile yarım kilo kıyma.
gardiyan mahkümu dışarı çıkarır. kral öne eğilip düğmeye basar. vaughn williams çalmaya başlar teypte. pireli bir köpek güneşin altında titreşen harikulade bir limon ağacına işerken dünya dönmeye devam eder."


Pis Moruğun Notları - Bukowski

Birhan içlenmeleri....

Birhan dedi de az dedi:

Sen beni sevgilim hep sen beni
yüzümdeki tebessümlerden tanıdın "lâl"

sen bana segilim sen bana hep
içimden diplerdeyken dokundun
gözlerime sevgi doldurdun "badem"
annem beni memeden kesmişti "erken"
aldın beni sol göğsünde uyuttun

Kitapçı geldi hanım !

Tek gecelik aşk gibi üç kitap okudum üst üste, bir İlhan iki Birhan. ama öyle sevişip atmadım kenara,tüketmedim. Altında cümlelerin çizgilerim var,boyu tüm geceme,gecelerime,ömrüme uzanacak.                                                                                 Velhasıl,biraz bizi sevdim bu gece. Çizgiler mürekkebe aşina, gözlerim oldukça gece hep aydınlıktır hep. tüketmeyelim, tükürmeyelim, "et"meyelim işte, ete meyil etmeyelim ;"işte tam buramdan"....                          Yazılar yazdım ardından , içlendirdiler beni, Berk okudum "coğrafya"m arttı, nebati baktım etrafıma. Birhan okudum,"marmara" oldum birden. an itibariyle birileri çarşaflarla beslerken sevgilerini,ben niye bununla uğraştığımı , şuan bu gönderiyi hazırladığımı bilmiyorum... Bilmesem de olur, ölene dek zamanımız var öğrenmek için... tabi ölmek, eğer öyle bir şey gerçekten mümkünse....
 

değ


"h/içime dokunuyorsun" dedi, kadın 

"h/içime değdin ve daha

nice şeye değiyorsun " dedi adam

değdi mi sizce !