Deli Göyneği 2



Şu gemiyi kaldıran suyun kuvveti alsa zamanı üzerimden, kaldırsa zamanı yani. Kaldırır mı?
Zaman bu, kaldırır mı hiç böylesine bir iyiliği. Hep ileri, hep ileri; marş!
Suyun bir ucu Akdeniz, lüferler ilk hedefiniz ak deniz; ileri!
Ak deniz ak, içimden şehrin orospu sokaklarına... Hem bak ben Akdeniz kadar tuzluyum; yanık ve ekşi.
Ve suya sahip şu şehir ve ben bu şehirden daha kalabalığım kendimde. 

Ah bu açlıkta, ah turuncu Amerikan açıkta gemileri…Yeşil etekli kadın baldırı çıplak,su kaldırıyor ya gemiyi, kaldırır mı zamanı da su gibi içerken biz ,adına yaşamak dediğimiz etten ve kemikten şişeli soylu iksirimizi...
Ah bu şehrin yaşsız insanları, şu elini kızdan kaçıran adam, kızın kızaran yüzü, terler sarı tüylerini yarıp dökülüyor yanaklarından. Bu gece rüzgar, şehri dışlamış insanlara .Bu gece bir genç adam, sevecek bir genç kadını kendini sever gibi.Mümkün mü.

İnsanından daha yalnız şehir; İstanbul.İnsanının yalnız bıraktığı, yalnızlığı yarattığı, kışın sobada yakıp, yazın gölgesinde soluklandığı etinin dışı gibi, bir dışkı gibi canından uzaklaştırdığı insanının pisliğiyle kokuşmuş , silüeti öyle betondan binadan değil insandan ibaret olan İstanbul ; kaçasım var senden , minarelerinden, kız kulenden , galatada uçan kanatlarından; yahu bak her yanımıza İtalyan şarabı yağıyor.Ciao İstanbul, sono il cattivo !

Deli Gömleği 1

Eğer hala ölemediysem ve yaşıyorsam sıkkın sıkkın ;  günüm gelip ölümün beni isteyeceği kadar ben ölmeyi istememişim demektir gerçekten,henüz..... !


Ben yatıyorum İstanbul, hadi ört üstümü ışıklarınla. Kokla tenimi fahişelerin elleriyle mesela,yahut kafayı bulalım gel beraber sidik kokan beyoğlu sokaklarında. Ne bileyim işte, hadi, uykumu al benden istanbul; ışıklarını yolla koynuma bencil şehir..... !


Az blip çok konuşan yarenler de var tabi . Az konuşmaları için uzakta tuttuğum , sesleri güzel de , detone ruhları ,"demode" tümceler ve sözler hep ç/alıntı ..... !


Gıyabında hüküm verilen herhangi bir suçlu gibi hissediyorum bazen. Öfkeli bakışlar yakalıyorum etrafımda, sevimsiz ve pislik kokan. Burnuma insan kokusu geliyor, uzağa gitmiş olamazlar ya diyorum ..... !
 

Saçma Günce 7



Arka koltukta Kafka, Milena’yı düşünüyor ve ömrünü; sadece nişanladığı iki kadını .

Ne olacak bu verem,ah masa başı yazar memur “Bizim Franz K.”


****

Çok soğuk

Kıyafetlerim siyah

Kırmızı her yan

Sözleri içime akan bir kitap

Okuma

Z

Ola

Y

dım.


******

Dondum,çok soğuk,şiir okumalıyım. Şirin bir çocuğum olsa masal değil şiir okusam

Kulağına bir kandil vakti,Deniz olsun . Gözleri şiir, elleri şiir tutsun ekmekten önce.


********

Hadi, yırtalım yazılanları

Unutalım yalanlarını yazarların

Kulak asmayalım yazılmamışlara da

Baktığın her yan şiir olsun

Bir ince

Bir uzun

Şiir gibi d/olalım

d/okunalım  ağızlarda

Söz mü

Şiir mi ?



 **********
Su kemerleri 
Elektroşoklar beni
Açıkta Amerikan gemileri

Evet bu o Amerika

Apaçık Amerika

Kalem zaaf rengi

Koltuk altımda deniz gibi

Kabarırken delikanlı gövdem

Rahat öğretmen öğrencisiyle samimi olmaz

Ey müdür : zaman !

Bütün müdürler zamandır 
Kötü  latife elektroşoklar beni!



Oturduğum mavi koltuk ve etim kadar varım

Gözlerinize değen o ışığın kırdığı esmer yanda

Açıkta martılar ve sancıları sanrıları kaçan bir şehrin

Koca bir insan hikayesine şahitlikten

Biraz dışarıda biraz dışa biraz dışkı

Açıkta Amerikan gemileri turuncu

Geceleri demir atıyorlarken açıkta
Deniz fenerleri eletroşoklar beni !

Törelerimiz

Siyah kaşlı kızlarımız

Arka koltukta unutulan mor bir ayakkabı

Refah bir isim

Etten fakir bir cisim

Dünya kasap bana

dünya kasap

Kas

Kas

Kasılıp gidilecek bir h/av-alanı

Ah elektroşoklar beni.



Mavi ışıklı köprüye bakıyorum

Beni çağıran o ses köprünün

“çektirip gidesim var”

 Diğer ucunda iki yakanın
Mor ışıklı  salonu olan

Bir evin camına yapışmış

Güller besler

Güler durur

Mavi ışığın içinden bir gemi geçiyor

Yakında çok yakında amerikan gemileri

Eletroşoklar beni.
 

Ben bana döndüm
ve yeterdi bir oda
O bana geldi, oda daraldı
Ben de sığamadım o da 

*********
Dev gökdelenlerde yere batan ve hep arada kalan
“ben”ler
Güç olmuş dökülmüş sokaklara
“biz” halinde.
  
**********
Yine mavi ışıklı dev binaların eteğinde bir duraktan biniyorum otobüse, otobüsler kalkıyor gölgelerden gerçeklere; sarışın gelmez oldu,durakta durmaz oldu, onca zaman oldu…..

 Ben de gidiyorum evime,gerçeğime, onun merkezine, odamın duvarına,Frida’ya, Marmara’ya, Şebo’ya, kanlar içinde şiir yazmış Fuad abiye, ölmüşüm gibi ,etrafımda hayat belirtisi olduğunu fark ettiğim zaman,bu doğum değil, bu ben oluş.. öyle bir gitmek....


 Karanlıktan ışığa bakıyorum,güneşi yalnız ben görmüyorum değil mi ?  O zaman İnsan hakları bildirgesinde eşitliğin altını çizelim ; 1,2,3 devletler ; gel-8 , git-20, gebeşler….

 **********
 Ajansta ülkeler arası sarsıntı,lodos. Dev dalgalar cama çarpıyor,vapur sallanıyor, ben çocuk oluyorum, Özlü okuyorum. Beşik tepesinde mavi boncuklar,mavi rimelli Marmara nikahına giderken. Ben o tahta beşikte, ah bir yabancı rahim sallar beni ! Piç ! Baba-annem hala hayatta ! Dalgalar cama iyi vuruyor, önümde şapkalı bir turuncu gömlekli,unutmadan, biz çok sallanıyoruz, açıktaki Amerikan gemileri de.  Ben bu dalgaların ardında köpük olmak istiyorum,  hem, “ dağların ardında yitip gitmek ne demek büyükanne?” ben o tahta beşikte –beşik ardıç ağacından…… 


 Bir polis vapuru çevirse, dur kımıldama, biz bizi sorgulasak en fazla, el alem değil ! Ah annem, bu yaban el ailem, babamın diktiği zeytin ağacı, kaç yıllık çocukluğum sığar gövdesine. 



Deniz feneri gibi uçta ol ve yalnız izle dışarıyı

Ben ışık saçıyorum şavkımla

O zaman

Karanlık sizsiniz !

“ne kadar sıkıcısınız”


ö y l e b  i r z  a  m  a n  d ı  r ö y l e b i  r  a  k ş a  m m  a  r  m  a  r  a  d  a  ç a t  ı d a m a r t ı l a r